Hürriyet Gazetesi İlan Servisi, hürriyet ilan, vefat ilanı
KATILIMCI DEMOKRASİ PARTİSİ  
       PROGRAMI 
       KATILIMCI DEMOKRASİ PARTİSİ; ÇOĞULCU, KATILIMCI, LAİK, LİBERAL SOSYAL    DEMOKRAT BİR KİTLE PARTİSİDİR.
     Katılımcı Demokrasi Partisi; Kürt sorununun adil, barışçı, uluslar arası sözleşmelere, Birleşmiş Milletlerin belgelerine uygun bir çözümü programının merkezine koymakla birlikte; ülkenin bütün sorunlarına sahip çıkar, değişim ve dönüşümü yeniden yapılandırmayı ve ülkede demokrasiye tüm kurum ve kurallarıyla işlerlik kazandırmayı amaçlamaktadır.
    Katılımcı Demokrasi Partisi, Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılımını destekler, bunun için gerekli uyum belgelerinin bir an önce eksiksiz düzenlenerek, Avrupa Birliğine katılım sürecini hızlandırmayı amaçlamaktadır.
    Dil, tarih, kültür, örf, adet ve geleneksel birikimlerimizi, evrensel değerlere dönüştürmek ve başka benzer değerlerle bütünleştirip zenginleştirmek, ekonomik, teknolojik, bilimsel değerleri, bütün insanlık âlemiyle paylaşmak için gerekli değişim ve dönüşümleri gerçekleştirecektir.
     Katılımcı Demokrasi Partisi, özel hayatın gizliliğini, özgür bireyi, sivil toplumu, demokratik devleti, âdemi merkezi bir idari sistemi, herkesin mutluluğu ve ülkenin esenliği için yapılandırma misyonunu üstlenmekte ve bunu temel görevi saymaktadır.
     Bu nedenle Katılımcı Demokrasi Partisi; Türkiye ve dünyadaki durumu değerlendirerek, çağdaş bir programla toplumumuzdan destek istemektedir.
                                     DEMOKRASİ VE SİVİL TOPLUM
    Katılımcı Demokrasi Partisi; bağımsız, tarafsız, hukukun temel ilkelerine bağlı, toplumu  "Büyük Gözaltı Projesi”nden kurtaran demokratik bir hukuk sistemini benimser.
    Mevcut Anayasa, toplumun var olan gerçekleriyle çelişmektedir. Anayasayı rehabilite etmek yetmez. Bunun için yeni ve sivil bir Anayasa yapılacaktır.
    Yeni Anayasa; bireyi merkez alan, insan hak ve özgürlüklerine dayalı, çoğulcu, katılımcı, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerine dayalı, devleti halkın hizmetinde gören, demokratik sivil toplum Anayasası olacaktır.
    Yaşama hakkı kutsaldır. İnsanlık onuru saygı görmeli ve korunmalıdır. İşkence, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasaktır. Sorumlular cezalandırılacaktır.
    Demokrasi; gücünü hukuktan alan, kuralcı bir yaşam biçimidir. İddia edildiği gibi, cumhuriyet demokrasi değildir. Sadece bir yönetim biçimidir. Bugün, dünyada demokrasi örneği olarak gösterilen pek çok Avrupa ülkesi krallıklarla yönetiliyorlar. Adı cumhuriyet olan, diktatörlükle yönetilen pek çok devlet vardır.
    Katılımcı Demokrasi Partisi; bireyin haklarını öncelikli görür ve devleti bireylerin hizmetinde ortak bir kurum olarak kabul eder. Demokratik ve sivil bir toplum oluşturmak için, “kutsal devlet” adına oluşturulan bütün yasal engeller kaldırılacak. Yasalar öncelikle AB standartlarıyla uyumlu hale getirilecektir. Uygulamalarda buna özel itina gösterilecektir.
    Meclisin onayından geçmiş uluslararası antlaşmalar, Anayasanın 90. maddesinde belirtildiği gibi, kanun hükmündedir ve iç uygulamalara dâhildir. Bu antlaşmalara harfiyen uyulacak ve iç müktesebat bununla uyumlu hale getirilecektir. “Memurin Muhakemat Kanunu” kaldırılacak ve devlet yetkisini kullanarak, suç işleyen devlet görevlileri yargı önüne çıkarılacaktır.
    Narkotik, çete, kapkaç gibi toplumun huzurunu bozan olaylara karışanlar ağır cezalarla cezalandırılacak, çocuk yaştakilerin, belirlenen yerlerde rehabilitasyon ve tedavisi yapılacaktır. 
    Gereksiz yere görevini savsaklayan ve vatandaşa sorun çıkaran memurlar görevden uzaklaştırılacaktır.
    Toplum sağlığını tehdit eden gıda maddeleri üreten ve satanların cezaları iki katı arttırılacak ve ömür boyu gıda maddeleri üretimi ve ticaretini yapamayacaklardır..
    Partimiz ülkeyi, yurttaş ülkesi yapmak için, düşünce özgürlüğünü, din ve vicdan özgürlüğünü, teşebbüs özgürlüğünü ve diğer insan hak ve özgürlüklerini kayıtsız şartsız savunur.
    Yurttaş hâkimiyeti demokratik düzenin esasıdır. Bunun en önemli ayağı da doğru haber alma hakkıdır. Medya üzerindeki her türlü sansür kaldırılacak. Radyo, televizyon, internet, gazete, dergi, kitap gibi kitle iletişim araçları, haberleşme araçları, bilgi, kültür ve sanatın yayılması ve gelişmesi için her türlü tedbir alınacaktır.
    Yeniden tanımı yapılacak ve alanı daraltılacak devlet sırları dışındaki konularda, yurttaşların bilgi edinme hakları eksiksiz sağlanacak, yanlış bilgilendirme suç sayılacaktır.
    Cumhuriyet döneminde değiştirilen, yer ve yöre isimlerinin yerine, eski isimler iade edilecektir.
    Toplumsal barışı oluşturmak için, bir genel af çıkarılacaktır. Köy Korucuları emekli edilerek silahsızlandırılacaktır.
    Son yıllarda, güvenlik gerekçesiyle yakılan köyleri yeniden inşa ederek, köylülerin eski yerlerine geri dönüşüne imkân sağlanacaktır.
    Özgür bireylerin yaratılması ve toplumun özgürleşmesi için, sivil toplum örgütlenmesinin önündeki engeller kaldırılacak, her türlü özgürce çalışma olanakları sağlanacak ve ekonomik katkı yapılacaktır.
    Sanıkların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkı vardır. Tutukluluk süresi asgari düzeyde tutulacak, bu süre boyunca tutukevinde kalmaları sağlanacaktır. Cezası kesinleşenler, cezaevlerine gönderilecek ve bunlara da infaz süreleri boyunca, uluslararası antlaşmalardan doğan hükümlü hakları eksiksiz uygulanacaktır.
                                                     KÜRD SORUNU
    Kürd sorununun çözümü; Türkiye bakımından öncelikli temel bir sorun, partimiz açısından varlık nedenidir. Kürd sorununun çözümünü programımızın merkezine oturtan bir partiyiz. Bu nedenle, bu soruna yaklaşımımızı, ayrı bir başlık altında işleme gereği duyuyoruz.
SORUN NEDİR?
    Sorunu kavrayabilmek için, Kürdlerin kim olduğunu, statülerinin ne olduğunu, uluslar arası meşruiyet çerçevesinde sahip olmaları gereken hakların nelerden ibaret olduğunu bilmemiz gerekir.
    Kürdler, tarihi çok eskilere dayanan bir halktır. Türkler Ortadoğu coğrafyasına gelmeden binlerce yıl öncesinden beri Yukarı Mezopotamya bölgesinde, kendilerine ait ülkelerinde yaşamaktalar. Kendi ülkelerinin otokton –ilk yerleşik- halkıdır. Kendilerine özgü dil ve kültürleri vardır. Bölgelerinde sayısal üstünlüğe sahiptirler. Benimsedikleri ve sahip çıktıkları ulusal kimlikleri –Kürd kimliği- vardır. Tarihin hiçbir döneminde ve bugün de kendilerini hiç bir ulusun alt birimi olarak görmemekteler.
    Tarihleri, coğrafyaları, dil ve kültürleri; coğrafyalarında çoğunlukta bulunmaları ve ulusal kimliklerini sürdürmedeki iradeleri nedeniyle Kürdler bir halktır. Kürdlerin siyasi statüsü halk statüsüdür. Kürdleri sıradan bir etnik topluluk gibi görmek yanlıştır.
      Birleşmiş Milletler şartına göre, halklar eşittir ve kendi kaderini belirleme hakkına sahiptir. Kürd halkı da kendi kaderini belirleme hakkına sahiptir. Kürdlerin hakları bu çerçevede değerlendirilmelidir.
      Günümüzde uluslararası siyasi çevrelerde sıkça ve açık bir biçimde, “ Kürd halkı dünyadaki devletsiz en büyük ulustur.” değerlendirmesi yapılmaktadır. Kürdlerin hiçbir siyasi statüye sahip olmamaları, beşeri vicdanı rahatsız etmektedir. Bu nedenle, Kürd sorunu, günümüzde uluslararası sorun halini almıştır.
      Kaderini belirleme hakkı, mevcut siyasi sınırlar değiştirilmeden de kullanılabilir. Kürdler, Türkiye’de kaderini belirleme hakkını devlet içi kullanmalıdırlar. Türkiye’nin mevcut siyasi sınırları içinde, kendi bölgelerinde kendilerini yönetebilme hakkına sahip olmalıdırlar. Partimizin benimsediği temel ilkelerden biri budur. Bu nedenle Türkiye’nin devlet yapılanmasında köklü değişikliğe gidilmelidir.
      Türkiye devleti çok avantajlı bir coğrafyada kurulmasına rağmen, gerçek bir demokrasiyi kuramamış, ekonomik kalkınma ve refaha kavuşamamış, toplumsal barış ve huzuru sağlayamamış, dünyada itibarlı bir yere oturamamıştır. Bunun nedeni devletin yapılanmasında ve kurulu düzeninde aranmalıdır. Çünkü devletin kurulu düzeni, toplumsal yapıyla uyuşmamaktadır.
      Türkiye Devleti, Osmanlı’nın çok etnikli, çok dilli ve çok dinli çoğulcu toplumsal yapısı üzerinde kuruldu. Bu toplumsal yapıya uygun, bütün vatandaşların hak ve hukukunu gözeten, çoğulcu bir anlayışla devletin yapılanması gerekirken; bunun tersine, sadece bir grubun –Türklerin- çıkarına ve egemenliğine dayalı, tekilci ve tepeden inmeci bir anlayışla devlet yapılandı. Devletin amacı, diğer bütün farklı grupları Türk potasında eritmek, onları Türkleştirmek ve tek bir Türk milleti yaratmak oldu. Bu, diğer farklı grupların yok edilmesi demekti. Bu anlayış Kürdlerin dışındaki gruplar için bir sorun yaratmadı.
      Ancak Kürdler açısından durum farklı oldu. Kökleri tarihin derinliklerine giden, kendilerine özgü dil, kültür ve gelenekleriyle, kendilerine ait ülkelerinde ayrı bir millet olarak varlıklarını sürdüren Kürdler, devletin kendilerini yok etme ve tarihten silme politikalarına razı olmadılar ve boyun eğmediler. Ulusal varlıklarını korumak, sahip olmaları gereken hakları elde edebilmek için mücadele ettiler. Devletin resmi yetkilileri 29 Kürd isyanından söz etmekteler. Bugün de Türkiye’nin ve giderek dünyanın gündemini meşgul eden düşük yoğunluklu bir savaş sürmektedir.
    Devlet, Kürdleri Türk potasında eritip yok etmek, Kürdler de ulusal varlıklarını devam ettirmek için mücadele etmektedirler. Kısaca Kürd sorunu budur.  
    Kürd sorunu nedeniyle güvenlik ön plana geçmiş, hak ve özgürlükler geri plana itilerek demokratik açılım yapılamamıştır. Ülkenin ekonomik imkânları büyük oranda asayişi sağlamaya harcandığından, yeterli ekonomik kalkınma ve refah sağlanamamıştır. Asayişi sağlama gerekçesiyle devletin içinde çeteler türemiş, devletin yapısı kirletilmiştir. Toplumsal huzur, güven ve barış sağlanamamıştır. Milliyetçi reflekslerle izlenen dış politika nedeniyle, Türkiye dünyada itibarlı bir yere oturamamıştır. Bütün bu olumsuzlukların temelinde, Kürd sorununun çözümsüzlüğü yatmaktadır.
    Bunun için biz diyoruz ki, bir an önce Kürd sorunu, Kürdleri tatmin ve memnun eden adil ve makul bir çözüme kavuşmalıdır.
SORUNUN ÇÖZÜMÜ
    Sorunun çözümünde benimsediğimiz temel ilkeleri şöyle sıralayabiliriz:
    1-Kürd sorunu, Türkiye’nin mevcut sınırları korunarak devlet bütünlüğü içinde çözümlenmelidir.
    2- Kürd Sorunu’nun çözümünde silahlı mücadele çözüm aracı olamaz. Zira; ne Kürd silahlı hareketi Türk ordusunu yenebilir, ne de Türk güvenlik güçleri öldürmekle Kürdleri yok edebilir. Sorun siyasi bir sorundur. Barışçıl, demokratik bir siyasi mücadele ile çözümlenmelidir. Bu nedenle, sorunun çözümünde her türlü şiddeti reddediyoruz.
    3- Sorunun çözümü uluslararası meşruiyet çerçevesinde ele alınmalı, hak, adalet ve eşitlik esas alınmalıdır.
    4- Sorunun çözümünde farklı formüller tartışılabilir. Partimizin çözüm formülü: özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, laik, demokratik federal sistemdir.
    Esasında sorun, kolayca anlaşılabilir ve çözüme kavuşturulabilen bir sorundur.
    Yeter ki;
    1- Başkalarının hakkını gasp etme, başkalarını boyunduruk altına alma hakkını kendinde gören şoven Türk milliyetçiliği anlayışı terk edilsin. Nefse kıyas, empati anlayışı benimsensin.
    2- Adaletin gereği olan objektiflik ve eşitlik esas alınsın. “Benim için hak olan, başkaları için de haktır” denilsin.
    3- Sorunun tam anlaşılabilmesi ve çözüm formülleri için gerekli olan tam bir özgürlük ortamı oluşsun.
İşimizi kolaylaştırmak için burada bir parantez açalım:
    Türkiye’deki Kürdlere göre daha az siyasi avantaja sahip Kıbrıs Türkleri için Türkiye;“iki halk arasında siyasi eşitliği öngören, iki bölgeli, iki toplumlu çözüm” önermektedir.
    Kıbrıs Türklerine göre, daha haklı avantajlara sahip Türkiye’deki Kürdler için, Türkiye’nin Kıbrıs formülü neden işletilmesin?
    Çözüm formülümüz olan “federatif sistem” haklılık kazanmaktadır. Çözüm ile ilgili önemi nedeniyle, “ federatif sistem”e kısaca değinme gereği görüyoruz.
 
                                         FEDERAL SİSTEM
    Federal sistem, toplumsal çoğulculuğu olan devletler için en iyi yönetim modelidir. Federal Sistem, üniter sisteme göre daha demokratik, daha özgürlükçü ve toplumların çoğulcu yapılarına daha uygun bir yönetim biçimidir.
    Federal sistem; her federe birimin dilsel, dinsel, etnik, kültürel, tarihsel veya ekonomik farklılıklarını korumasına ve geliştirmesine imkân tanır.
    Federatif sistem; devletin bölünmesi değil, iç yönetimiyle ilgili bir yönetim biçimidir. Federal devlet, Anayasa Hukuku ve Uluslararası Hukuk açısından tek devlettir. İktidarın kaynağı tektir ve halkın özgür iradesidir. Sadece, iktidarı kullanma bakımından üniter sistemden ayrılır. İktidarın kullanımı tek merkezde toplanmaz, birden çok merkeze dağıtılır.
    Federal sistemin en üstün avantajı, demokratik olmak zorunda olmasıdır. Demokratik olmayan bir rejimde federalizm yaşayamaz. Oysa üniter devlet, demokratik olmak zorunda değil.
    Federalizmin Türkiye’de uygulanması önündeki en büyük engel, gerçek bir demokratik ortamın olmayışıdır. Bunun üç önemli engeli var:
    1- DEMOKRASİ KÜLTÜRÜNÜN YOKLUĞU: Türk toplumunun genelinde, demokrasi için gerekli olan hoşgörü, tolerans, farklılığa saygı ve tahammül kültürünün olmayışı. Devlet kutsaldır. Bunun gereği olarak merkezi ve otoriter olmalıdır. Kutsal devlet anlayışına aykırı görüşler, ayırımcı ve bölücü kabul edilir. Bu, federal sistemin karşısında olan bir anlayıştır. Bu anlayış; sadece sıradan vatandaşlarda değil, elit siyasi tabaka ve akademik çevrelerde de egemendir.
    2- ASKER- SİVİL İLİŞKİSİ: Demokratik ülkelerde askerin devlet yönetimine egemen olması mümkün değildir. Çünkü asker yapısı gereği uniformdur; üniter-tekilci bir anlayışla eğitilmiş, bunu bir yaşam biçimi olarak benimsemiştir. Askeri kurum için bu gereklidir. Ancak egemen bir kurum olarak bu militarist anlayış, devlete ve topluma dayatıldığı zaman, demokratik gelişmenin önü tıkanmış olur.
    3- YARGININ TUTUMU: Ne yazık ki; adaletin hizmetinde, bireyin temel haklarının koruyucusu olması gereken pek çok hâkim ve savcı, devleti koruma içgüdüsüyle hareket etmekteler. Hukuk normlarını özgürlükçü bir anlayışla değil, yasakçı bir anlayışla yorumlayıp uygulamaktalar. Bu anlayış demokratik siyasi ve sosyal gelişmelerin önünü tıkamaktadır.
    Bu vesile ile yargının “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü” normuna, dolayısıyla federatif sisteme yaklaşımı üzerinde durmak lazım.
    Anayasa 68/4. maddesinde sayılan parti kapatma nedenleri arasında, bölünmezlik normuna aykırılık da sayılmıştır. Bu norm ile koruma altına alınan, devletin bütünlüğünün korunmasıdır. Bölünmezlik normunun koruma altına aldığı husus, ülkenin fiziksel bütünlüğüdür. Bu bütünlük, ülkenin siyasal sınırları ile güvence altına alınmıştır. Federal sistemin ülke sınırlarını değiştirme gibi bir amacı yoktur. Sadece iç yönetimle ilgili, bir yönetim biçimidir. Bu nedenle federal sistem, “devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü”ne aykırı değildir.
    Ne var ki, uygulamada bölünmezlik normu, üniter sistem ile özdeş tutulmuştur. Bu yanlış bir yorumdur.
    Bu yorum, yasanın ruhuna ve çağdaş demokratik anlayışa aykırıdır. Federal sistemi savunan partiler için ciddi bir sıkıntı yaratmaktadır.
    Dileriz Anayasa Mahkemesi, özellikle Anayasanın 90. maddesinde yapılan değişikliği de dikkate alarak, liberal bir anlayışla yeni, çağdaş ve sağlıklı bir yoruma yönelir. Demokratik gelişmenin önü açılır. Demokrasi ile sıkı bağı olan Kürd Sorunu’nun çözümüne fırsat verilir.
SİYASİ PARTİLER VE SEÇİM KANUNU
    Siyasi Partiler, demokrasinin vazgeçilmez en önemli unsurlarıdır. Tek tip siyaset, tek tip parti yerine, seçme hakkına sahip herkesin parti kurma hakkı olmalıdır. Demokrasinin temel karakteri çoğulculuktur. Siyasi Partiler de bunun için vardır. Çoğulculuğa tahammülü olmayan yasalarla siyasi partiler kapatılamaz ve kurucuları siyasetten men edilemezler. Hukuk adına hukuk dışı uygulamalarla bu tür toplu cezalandırmalar ve engellemeler kabul edilemez.
    Seçim Yasası, Anayasa kadar önemlidir. Toplumun yönetime katılımı, söz ve karar sahibi olması, ancak demokratik bir seçim yasasıyla mümkündür. Bunun için demokratik kitle örgütleri temsilcileri ve Siyasi Parti temsilcilerinin parlamento ile yapacakları işbirliğiyle yeni ve katılımcı bir seçim yasası hazırlanacaktır.
    Katılımcı Demokrasi Partisi; milletvekili seçimi için, bütün partilerde önseçim mecburiyetini öngörür. Seçim çevresindeki milletvekili aday adayları arasından, milletvekili sayısının iki katı kadar aday adayı, partili üyeler tarafından seçilir. Bu listelerle seçime katılan siyasi partilerde, tercihli seçimle Milletvekili sıralaması belirlenmelidir ve Yedek Milletvekilliği olmalıdır.  
    Bağımsız Adaylar da Yedek Adayla birlikte seçime katılmalıdır. Temsilde adaletin temini için, her siyasi parti ülke genelinde aldığı oy oranında parlamentoda temsil edilecektir.
    Milletvekillerinin görevleri süresince siyasi açıklamalarından dolayı, ömür boyu dokunulmazlıkları olacaktır.
    Ülkenin savunması, devletin dışarıda temsili, bölge imkan ve sınırlarını aşan, mega projelerin dışındaki kamu görev ve yetkileri, yerel yönetimlere bırakılacaktır.
    Yerel seçimlerde siyasi partiler, partili bütün üyelerle önseçim yapmak mecburiyetindedir. Bunlar Belediye Başkan Adayını belirler ve Belediye Meclisi Üyelerinin listesini düzenler.
    İlçe kongrelerinde o ilçeye kayıtlı bütün üyeler oy kullanır. İlçe Başkanı, İlçe Yönetim Kurulu asil üyeleri, Partili Belediye Başkanları ve Belde Başkanları il delegeleridirler. İl ve ilçe Başkanları, partili Belediye Başkanları ve partili Milletvekilleri büyük kongrenin delegeleridirler.
    Âdemi merkeziyetçi bir yönetim modeli sağlandıktan sonra, “Başkanlık Sistemi”ne geçilecektir.
    İçişleri Bakanlığı’na kuruluş dilekçesini veren her siyasi partinin, isterse seçimlere katılma hakkı vardır. Yüksek Seçim Kurulu ve yasaların oluşturduğu engeller kaldırılacaktır.
    İl Genel Meclisinin yetkileri arttırılarak, Yerel Parlamentolara dönüştürülecektir. Vali, Kaymakam, il ve ilçe Emniyet Müdürleri de o seçim bölgesindeki halk tarafından seçilecektir.
    Yerel ve Genel Seçimlerde adaylar, seçmenlerin en iyi şekilde anlayabileceği her hangi bir dilde afiş hazırlama ve propaganda yapma hakkına sahiptir.
EĞİTİM
         Katılımcı Demokrasi Partisi, bütün dünyaya açık, araştırmacı, yaratıcı, çoğulcu, rekabetçi, şiddetten arındırılmış, “talim ve terbiye ocağı” olmaktan kurtulmuş ve bilgi toplumunu oluşturacak bir eğitim sistemini benimser.
Bugünkü eğitim sistemi, AB ülkeleri içerisinde, en karmaşık ve en verimsiz olanıdır. Çünkü bireyin özgürleşmesini, kendisini geliştirmesini ve araştırma kabiliyetini engellemektedir. Eğitim sadece “ talim ve terbiye ocağı” gibi görülmektedir.
            Katılımcı Demokrasi Partisi; AB standartlarında bir eğitim sistemini hedeflemektedir. Herkesin anadilde eğitim hakkı eksiksiz uygulanacaktır.
            Bütçeden eğitime ayrılan pay, AB ortalamasına çıkarılacaktır. Eğitim sistemi kökten reforme olmalıdır.
Temel eğitimde çocukların kendi aile ortamından koparılmadan eğitim görmeleri için imkânlar sağlanacaktır. Gerekirse ailelere eğitim yardımı yapılacaktır.
Çocuklar için onur kırıcı olan her türlü yiyecek ve giyecek dağıtımı kesinlikle yasaktır. Çocuklar için, bütün imkânlar devlet tarafından sağlanır.
            Meslek okulları üç yıl olacak. Teorik eğitimin yanında pratik eğitime ağırlık verilecektir. Bunun için, yatılı eğitim sistemi ve yurtlar kaldırılacak ve gerekirse çocuklara kira yardımı yapılacaktır. Meslek okulları mezunları, meslek yüksek okullarına girebilecektir.
            Lise eğitimi dört yıl olacak, yurt sistemine son verilerek, ihtiyaç sahibi öğrencilere burs veya kira yardımı yapılacaktır.
            Temel eğitim ve orta eğitimde her türlü devlet yatılı sistemine son verilecektir.
            Temel eğitim, lise ve meslek okullarında, mecburi din dersi ve askerlik dersi kaldırılarak bunun yerine, yabancı dil derslerine ve bilgisayar eğitimine ağırlık verilecektir.
             YÖK sistemine son verilecek, üniversiteler idari ve mali yönden özerk hale getirilerek, döner sermaye ile çalışan ve kendi kendini yöneten ekonomik ve bilimsel kurumlara dönüştürülecektir.
            Mali durumu iyi olmayan öğrencilere karşılıksız burs ve ihtiyaç halinde kredi verilecektir.  Burs veren bütün kurumlar bir çatı altında toplanacak. Burs vermek isteyen özel kurum ve kişiler, bu kurum aracılığıyla burs verebilecektir.
 Asker ve sivil tüm eğitim kurumlarının eğitim programlarının insan haklarına ve demokrasiye uygunluğunu denetleyen bir üst kurul oluşturulacaktır.
Saldırganlığı, yayılmacılığı, ırkçılığı, hak gaspını, talanı, başkalarını boyunduruk altına almayı haklı gösteren ve bunu kahramanlık gibi nitelendiren barbar ve ilkel anlayışlar eğitimden uzak tutulacaktır.
Polis Akademileri, Harp Akademileri ve Astsubay Okulu mezunları, görevli oldukları sürece kendi aralarında ticari birlikler oluşturamaz ve ticaretle uğraşamazlar.
Yabancı üniversitelerle öğrenci değişimine önem verilecek ve özellikle lisans ve lisansüstü eğitimde buna özel önem verilecektir. Bu amaçla öğrenciler, özel burslarla desteklenecektir.
Kimsesiz ve özürlü çocukların her türlü eğitimden yararlanabilmesi için özel tedbirler alınacaktır.
Bilim, sanat ve kültür alanındaki her türlü yasak ve sansür kaldırılacaktır. Bu alanda eğitime özel önem verilecek, uluslar arası ilişkilere ve öğrenci değişimi sağlanacaktır.
Halk eğitimine süreklilik kazandırmak için, okul dışı eğitim ve kültür çalışmaları desteklenecektir.
             LAİKLİK ANLAYIŞI
            Din ve vicdan özgürlüğü, yeni bir laiklik anlayışıyla güvence altına alınacaktır.
           Çünkü Türkiye nüfusunun çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen, dinsel kökenli bir gerginliği şiddetli bir şekilde yaşamaktadır.
            Çünkü Türkiye, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında, padişahlığa, hilafete ve eski düzene karşı ideolojik bir mücadele tarzı olarak ortaya çıkan laiklik anlayışı, gerek ideolojik, gerekse siyasal anlayışların kendilerine göre bir mücadele aracı olarak kullanılması ve bir devlet dini gibi dayatılması bakımından gerçek anlamından ve içeriğinden saptırılmıştır.
            Bu nedenle de, devletin din ve vicdan özgürlüğü karşısındaki tarafsızlığı ortadan kaldırılmış ve devlet taraf haline getirilerek, inançlarla ilgili çatışmaların merkezine yerleştirilmiştir. Hâlbuki devletin görevi, bireyleri gruplara karşı korumaktır. Manevi değerlerine bağlı insanlar üzerindeki devlet baskısı ve dayatması kaldırılacaktır.
            Oysaki laik bir ülkede din, devletin emrinde olamaz.
            Bundan ötürü de laiklik, tıpkı bir din gibi devlet ideolojisi haline getirilmiş; Diyanet İşleri Başkanlığı, devletin resmi ideolojisini yayan bir kuruma dönüştürülmüştür.
 Çünkü; dini inançlarına bağlı olan insanlar, kulla Allah arasına kimsenin girmesini istememektedirler. Üstelik farklı şekilde inananlar ya da inanmayanlar kendilerine devlet
tarafından dayatılan anlayışlara tepki duymaktadırlar.
            Devletin bu tavrı, din ve vicdan özgürlüğüne müdahale etmek anlamına gelmekte ve bundan dolayı da inançlarla resmi yaşam arasında barış sağlanamamaktadır.
            Bu durumuyla, devletin bu laiklik anlayışını, gerçek bir laiklik anlayışı olarak kabullenmek mümkün değil.
            Bu amaçla, partimizin özgürlük, eşitlik, barış, demokrasi ve değişim programının bir yanını da yeni laiklik anlayışı oluşturmaktadır.
            Bu nedenle Diyanet İşleri Başkanlığı kaldırılacak ve din adamları, devlet memuru olmaktan çıkarılacaktır
            Katılımcı Demokrasi Partisi, tüm inançların kendilerini özgürce ifade edebileceği bir laiklik anlayışını benimsemektedir. Her insanın inancını özgürce seçtiği gibi, buna uygun yaşam biçimini de seçme hakkı vardır.
            Din işleri ve eğitimi, hiçbir şekilde devlette olmayacak; bu işler topluma ve cemaatlere devredilecek; din dersleri, zorunlu ders olmaktan çıkarılacaktır.
            İbadet yerlerinin bakımı, din adamlarının eğitimi, atamaları, geçimleri ve benzeri düzenlemeler cemaatlere bırakılacaktır.
            Katılımcı Demokrasi Partisi, toplumsal ve bireysel bilincimiz ve de yurttaşlık irademizin gereği olarak, inançla ilgili değerlere önem vererek ve geleceği kucaklamak için taşınması gereken sorumluluğa uygun projeler geliştirerek, bu konuda yeni bir anlayış tesis edecektir.
               KADIN ÇOCUK VE GENÇLİK
Katılımcı Demokrasi Partisi, kadını geleneksel rolünün dışında, değişim ve dönüşüm projemizin en önemli unsuru olarak görür.
             Öncelikle kadınların eğitimi, sosyal ve siyasal alanda hak ettikleri yeri almaları için ilgili kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmayı hedefler.
            İstihdam, çalışma ve ücret dâhil olmak üzere, her alanda kadınlarla erkekler arasında eşitlik sağlanacaktır.
            Çocuklar kendi iyilikleri için gereken korunmayı ve bakımı alma hakkına sahiptir. Çocuklar, görüşlerini özgürce dile getirebilmelidir. Bu görüşler, onları ilgilendiren konularda yaşlarına ve olgunluklarına göre göz önüne alınacaktır.
            Sosyal Devlet ilkesi gereği, çocukların temel eğitimi zorunlu olacağı gibi, bunun gerçekleşmesi için devlet her türlü önlemleri alacak, bütün giderler devlet tarafından karşılanacaktır.
            Çocukların çalışma koşulları uluslar arası normlarla uyumlu hale getirilecektir.
            Her türlü çocuk istismarı ve dilenciliğin önlenmesi için gerekli bütün tedbirler alınacaktır.
Özürlü, kimsesiz ve korunmasız çocuklar, devletin koruması altında olacaklardır. Eğitimleri ve kendilerine uygun bir iş edininceye kadar bütün giderleri devlet tarafından karşılanır.
            Gençliğin toplumsal yaşamda kendilerini geliştirmesi ve hoşgörülü insanlar olarak yetişmeleri için gerekli özen gösterilecektir.
            Bu amaçla gençliğin gereksinimlerini karşılayacak Gençlik Merkezleri açılacaktır. Bu merkezlerde gençlere; birlikte yaşama koşulları, hoşgörülü olmaları ve zararlı alışkanlıklardan korunmaları için çaba harcanacaktır. Sportif ve kültürel çalışmalarını sürdürebilmeleri için, her türlü tesis ve olanak oluşturulacaktır.
Gençlerin meslek edinmesi ve mesleğinde çalışabilmesi için projeler geliştirilecek, ekonomik sömürüye ve güvenliklerini, fiziksel ve zihinsel sağlıklarını, ahlaki ya da toplumsal gelişmelerine zarar verebilecek veya eğitimlerine engel olacak tüm gelişmelere karşı her türlü tedbir alınacaktır.
Katılımcı Demokrasi Partisi, özel ve toplumsal yaşamda erdemli, dürüst, üretken, bilgili, birikimli, yetenekli, becerikli ve hoşgörülü bir gençliği oluşturmak için bütün olanakları seferber eder.
 
            EKONOMİ VE TARIM
Katılımcı Demokrasi Partisi, adil bir gelir dağılımını, bölgesel dengesizliğin, vergi adaletsizliğinin, devlet eliyle rant dağıtımının ve hesapsız vergi harcamalarının olmadığı, serbest rekabet koşullarının oluştuğu, liberal ve sosyal devlet anlayışına uygun ekonomik sistemi benimser.
Devletin görevi, üretim ve tüketim ağının altyapısını oluşturmak, üreticiyi ve tüketiciyi korumaktır. Devlet ekonomik alandan çekilecek, sosyal devlet olma sorumluluğunu yerine getirecektir.
Global dünyada, sermaye üç yoldan dolaşımını sağlar.
Birincisi; o ülkeyi borçlandırarak. Bu yol, sermaye için en karlı ve en risksiz yoldur. Ama o ülke için en riskli yoldur. 
İkincisi; o ülkede değerli kâğıtlar satın alarak. Bu yöntem sermaye için az riskli, ama en karlı yöntemdir. Fakat o ülke için, giriş çıkışlarda ekonomik krizlere neden olabilir. Bu nedenle ekonomik dengeleri bozar. 
Üçüncüsü; o ülkede yatırım yaparak üretim yapmaktır. Bu yol sermaye için en riskli yol, ama o ülke için en karlı olanıdır. Çünkü üretim ve istihdam sağlar.
Birinci ve ikinci paragrafta belirtilen muhtemel sakıncaları önlemek için, önceden her türlü tedbirler alınacaktır.
Katılımcı Demokrasi Partisi, üretici sermayenin ülkede yatırım yapmasını destekler. Arsa temini, yatırım teşvikleri, ucuz hammadde temini ve vergi kolaylıkları konusunda yardımcı olur. Ama hiçbir şekilde serbest rekabet ortamını engelliyecek, özel vergiler ve önlemlerle korunamayacaktır. Her türlü yatırımda uluslararası çevre standartları titizlikle korunacaktır.
Yatırımlarda bölgesel kalkınmışlık düzeyi sürekli göz önünde bulundurularak, yatırımcılar ona göre desteklenecektir.
Serbest Piyasa kurallarına uygun, üretimde fırsat eşitliğini ve bölüşümde sosyal adaleti oluşturacaktır.
Ekonomi, Avrupa Birliği kurallarının işlediği ve bu büyük pazara uyumlu hale getirilecektir.
Tüketiciler için, yine Avrupa Birliği kurallarının geçerli olduğu korumacı bir sistem oluşturulacaktır.
Özelleştirmeler hızlandırılacak ve ekonomik olmayan işletmeler derhal kapatılacak.
Kamu Bankaları özelleştirilerek, devletin ekonomi üzerindeki denetimi kaldırılacaktır. Bankacılık sistemi Avrupa Birliği bankacılık sistemiyle uyumlu hale getirilecek ve hiç bir şekilde mevduat garantisi olmayacak.
İşçi ve işveren barışının sağlanması için, tarafların kendi mesleki örgütleriyle, eşitlik temelinde pazarlık yapabildikleri bir iş ve çalışma düzeni sağlanacaktır.
Gerekli görüldüğünde kamu lojmanları yapılacak, bütün lojmanlar bulunduğu yerin belediyesine devredilecek ve rayiç bedel üzerinden kamu görevlilerine kiraya verilecektir.
Kamunun elinde lüzumundan daha fazla araç bulunmaktadır. Bunlar derhal satılacak ve gereksiz alımlar engellenecektir.
Yılan hikâyesine dönen GAP Projesi, bir an önce tamamlanacak. Öncelikle sulama sistemi bitirilecek ve tarımın hizmetine sunulacaktır.
 Teknik ve organik tarıma önem verilecek, AB iç pazarında hızla büyüyen organik tarım ürünleri tüketimindeki talebi karşılamak için gereken tedbirler alınacak. Bu da Türkiye gibi küçük tarım işletmeleri ve hala organik topraklara sahip işletmeciler için çok önemlidir.
Tarım KİT’leri kaldırılacak, direkt üretimi destekleyen sübvansiyonlar uygulanacak.
Birim alanda üretimi ve kaliteyi arttırıcı önlemler alınacak.
 Halen atadan kalma ilkel yöntemlerle yapılan hayvancılığa son verilecek, verimi arttırıcı modern hayvancılık desteklenecektir.
Tarım ve hayvancılığın en büyük destekçisi, tarıma dayalı sanayidir.   
Bunun için, tarım ve hayvancılığa dayalı sanayi yatırımları, özel teşviklerle desteklenecektir.
Serbest piyasa koşullarına uygun bir üretim ve tüketim dengesi oluşturulacaktır.
Kültür su ürünlerinin üretimi için her türlü tedbir alınacak ve üretim teşvik edilecek. Su ürünlerinin avlanması, avlakların korunması ve süreklilik kazanması için gerekli bütün tedbirler alınacaktır.
Can ve mal güvenliğinin teminatı olan sigortacılık, Avrupa Birliği standartlarına getirilecektir.
Birinci derecede deprem kuşağında olduğumuz için, kapsamlı bir deprem sigortası oluşturulacaktır.
Tabii afetlere karşı tarım ve hayvancılığı kapsayan bir sigorta sistemi oluşturulacaktır.
Vergilendirme adil, sayıca az, basit, kolay anlaşılır ve herkesin verebileceği şekilde olmalı.
Bunun için, kapsamlı bir vergi yasası çıkarılacak ve vergi kaçırma cezaları ağırlaştırılacak. Vergi kaçırma hiçbir şekilde af kapsamına alınmayacak.
Vergiler her ay başı ödenecek ve yılsonu bilânçolarıyla denkleştirilecektir.
Vergi harcamaları, şeffaf ve her zaman vergi ödeyenler tarafından denetlenebilir olacaktır.
AB üyesi olmaya aday bir ülkenin bu kadar yüksek askeri harcamalara tahammülü yoktur. Asker sayısı ve standartları AB seviyesine getirilecek. Bununla birlikte askeri harcamalar da kısılacaktır. Buradan elde edilen kaynak, sağlık ve eğitime aktarılacaktır. Mecburi askerlik kaldırılacak, yerine profesyonel askerlik oluşturulacaktır.  
       ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK
 
Katılımcı Demokrasi Partisi, yurttaşlar arasında cins, din, dil, siyasal görüş ve sosyal köken ayırımı gözetmeksizin, herkesin sosyal haklardan yararlanma hakkının sağlanması gerektiğine inanır.
Herkesin özgürce güvenli ve sağlıklı bir iş edinebilmesi, adil çalışma koşullarının oluşturulması; kendileri ve ailelerine yeterli bir yaşam düzeyini sağlamak için adil bir ücret alması konusunda gereken düzenlemeler yapılacaktır.
Çalışan ve çalıştıranların ekonomik ve sosyal çıkarlarını korumak amacıyla, ulusal ve uluslar arası kuruluşlar düzeyinde örgütlenme düzeni sağlanacaktır.
Çalışanlar ve çalıştıranların toplu pazarlık hakları yasal garanti altına alınacaktır.
Yeterli kaynaklardan yoksun herkesin eğitim, sosyal ve sağlık hizmetlerinden yararlanması sağlanacaktır.
Medeni hallerine ve aile ilişkilerine bakılmaksızın analar, çocuklar, özürlüler ve yaşlıların sosyal ve ekonomik olarak korunması için her türlü tedbir alınacaktır.
Herkes, çalışmadığı sürece sosyal güvenlik ve işsizlik sigortası olanaklarından yararlanacaktır.
Her vatandaş, sağlık sigortasına sahip olacak, çalışmayanların primini devlet ödeyecek, aile hekimliği AB standartlarına getirilecek ve hastaneler döner sermaye ile çalışan özerk kurumlara dönüştürülecektir.
ULUSLAR ARASI İLİŞKİLER
Katılımcı Demokrasi Partisi, dünyada silahsızlanmanın, barışın ve demokratik uygulamaların savunucusu olacaktır.
     Demokratik hak ihlalleri hiçbir ülkenin iç sorunu olamaz. Bu tür uygulamalarda, uluslararası kuruluşlarla birlikte ortak mücadele içerisinde olacaktır.
            Bütün dünyada askeri harcamaların sınırlandırılması, kimyasal silahların ve kara mayınlarının üretiminin bir an önce durdurulması ve mevcut olanların ortadan kaldırılması için çaba harcayacaktır.
            Silah üretiminin sıkı bir biçimde denetlenmesi ve ortalıkta dolaşan silahlardan üreticilerin sorumlu tutulması için çaba harcanacaktır.
            Dünyadaki ekolojik dengeyi bozacak her türlü faaliyet engellenecek, yağmur ormanlarının tahribini engellemek için, ağaç satan fakir ülkelerden ziyade, kereste ithal eden zengin ülkelere karşı mücadele yürütülecektir. Öncelikle kereste ithali yasaklanacaktır.
            Dünyadaki kuraklık ve açlıkla mücadele için, Birleşmiş Milletler bünyesinde bir fon oluşturularak, bütün dünyadaki askeri harcamaların %3’ünün bu fona aktarılması için
çaba harcayacaktır.
            Askerlik hizmetinin zorunlu olmaktan çıkarılması konusunda gösterilen çabalar desteklenecektir. Yerel savaşlara derhal müdahale edilecek ve nedenleri ortadan kaldırılacaktır.
            Genel silahsızlanma ve barış girişimlerinin yanı sıra, faşizme, ırkçılığa ve totaliter uygulamalara karşı, uluslar arası işbirliği ve etkin kurumlar oluşturulacak.
            Bütün dünyada insanların sahip olduğu din, dil, müzik, tarihi eserler gibi değerler korunacak. İnsanların kendi değerlerini koruması, geliştirmesi ve insanlığın ortak kullanımına dönüştürmesi için, ilgili kuruluşlarla sıkı iş ve güç birliği içerisinde olunacaktır.
             Avrupa Birliği, güvenlik ve dış siyasetiyle uyumlu, ülke çıkarlarını koruyan, ulusların kendi kaderlerini belirleme hakkına saygılı, her türlü emperyal baskıya karşı ve insanı siyasetinin merkezine alan bir dış politika izlenecektir.