|
Hürriyet Gazetesi İlan Servisi, hürriyet ilan, vefat ilanı
|
||||||||||||||
|
|
“PARTİMİZİN BAŞKANLIK DİVANI
HAZIRLAMIŞ OLDUĞU YENİ ANAYASA ÖNERİLERİNİ 29.12.2011 TARİHİNDE TBMM BAŞKANLIĞINA SUNDU”
KATILIMCI DEMOKRASİ PARTİSİ’NİN
YENİ ANAYASA ÖNERİLERİ
Türkiye’nin, toplumsal barışı için yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Türkiye coğrafyasında dün-bugün yaşanan toplumsal birikimler, her süreçte, yeni toplumsal yaşamın birikimlerinin dönüşümü olduğu bilinmelidir. Her süreç dünya ve Türkiye koşullarında toplumların veya yönetici kadrolarının, günün ihtiyaçlarına uygun olarak dünya görüşlerini, yaşadıkları toplumun dinamikleriyle barışı, özgürlükleri ve demokrasiyi yorumlamaları gerekir.
Osmanlı İmparatorluğu’ndan sonra kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti toplumun bütün farklılıklarını yok sayarak şeflik sistemine dayalı, ulus devlet, anlayışına tekabül eden ideolojik devlet yapısını olgunlaştırdı. Ve toplumsal talepler belli zaman kesitlerinde, yeni anayasalarla, militarist müdahalelerle Türkiye toplumu yönetilmeye çalışıldı. Uygulanmak istenen toplumsal sözleşmeler barış, özgürlük ve demokrasinin insan onuruna yakışır özde olmadı. Zora dayalı ( işkence, cinayetler, hapishaneler, jenositler) anayasal hükümlerle toplum yönetilmek istendi.
Süreç; 1924 – 1961 ve 1982 Anayasa’sı ırkçı, inkârcı yapısıyla toplumun ihtiyaçlarına cevap vermedi. Dünya’da ve Türkiye’de ki toplumsal gelişmeler bu anayasalarla örtüşmedi. Devletin toplumsal yapısının çoğulcu olduğu bilinmektedir. Tekil yapıya müsait olmayan, farklılıkları ve çeşitlilikleri görmezlikten gelen, yok sayan resmi ideolojiyle yönetilmek istendi. Günümüzde; dünyada, barış, özgürlük, demokrasinin çağdaş ihtiyaçlara cevap veren dönüşümlerin yaşandığı bilinmekte. Mevcut anayasa’nın çağdaş demokrasinin ihtiyaçlarına cevap vermediği, toplumsal tepkilerle artık değişimin kaçınılmaz olduğunu ve Türkiye insanlarının çağdaş demokrasinin temel prensiplerinden uzak yaşamı, mevcut yasanın değiştirilmesi, yeni Türkiye için kaçınılmaz oldu. Bu nedenle 2001’lerden sonra yapılan değişiklikler, 2010 referandumuyla artık eski Anayasanın bir bütün olarak kendi içinde uyumsuz ve çelişkilerle toplumun ihtiyaçlarına cevap veremez bir muhteva kazandı, değiştirilmesini zorunlu kıldı. Ve 2011 seçimlerinde bütün siyasi patilerin, sivil toplum örgütlerinin, demokratların gündeminde ‘’yeni anayasa, yeni Türkiye’’ gündemleşti.
Bu durumda; partimiz KADEP (Katılımcı Demokrasi Partisi) akademisyenler, barolar ve sivil demokratik toplum kuruluşları ve halkın çeşitli kesimleri ile yapılan lokal toplantılarla, nasıl bir anayasa araştırma ve tartışmalarına katıldı. Olgunlaşan süreçte, uluslar arası hukuk kurallarına, dünya insan hakları temel ilkelerine uyumlu, Türkiye’nin çoğulcu, farklılıkları olan toplumsal yapısı dikkate alınarak, özgür demokratik yaşam için anayasa değişikliği kaçınılmaz talep olarak dayatmaktadır. Düşüncelerimizi, kamuoyu ve anayasa komisyonu ile sorumluluğumuzu paylaşmak istiyoruz.
TÜRKİYE TOPLUMU, DEVLETİ DÜZENLİYEN TEMEL GÜÇ OLMALIDIR.
Ulus devlet düşüncesinin hâkim olduğu tekil anlayışla organize olan Türkiye’nin, daha önce ki anayasaları ve 1982 anayasası incelendiğinde Türkiye toplumunun toplumsal düzeninin devlet tarafından düzenlendiği görülecektir. Toplumun iradesinin hâkim olması gereken anayasa olmaktan çok elit kadroların ırkçı, sosyal şoven, inkârcı, asimilasyoncu bir anayasa ile toplumun idare edilmesi amaç edinilmiştir. Ayni zamanda kalıpları belirlenmiş kurallarla toplumu kalıplara sıkıştırmış bir anayasa olduğu bilinmektedir. Türkiye toplumu, kendisinin düzenlediği ve kendisi için barış, özgürlük, demokrasiyi yaşayabileceği toplumsal sözleşmeyi hayata geçirmek zorunda. ‘’tekil’’ anlayışların aksine toplumun talep ve ihtiyaçları çerçevesinde devletin yönetilmesi gerekir. Ve anayasa, toplumun taleplerinin belirlendiği
ilkelerle devlete hayat vermediler.Yenilenecek Anayasa, ideolojik ilkelerle yönetilen dayatmacı anayasa olmaktan çok, Türkiye toplumunun kendisini özgürce ifade edebileceği, geleceğini özgürce programlayabildiği toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilen ve ideolojiler üstü bir anayasa olmalıdır.
Türkiye Halklarının düşünce, sosyo-ekonomik, politik yaşamında devlet-birey ilişkisinde, bireyin devlet kurumları karşısında kendini koruyabilmesi toplumsal sözleşmelerle, anayasalarla sağlanır. Toplumsal yapının ayrıştırılarak istediğine imtiyaz tanıyan, toplumsal gerçekleri yok sayarak, reddederek, çağ dışı uygulamalarla (ırkçılık, işkence, jenosit, inançları rant elementleri yaparak) yönetilmesini engellemek, demokratik anayasa, çağdaş demokrasi ile mümkün. Artık çağın gereği, Türkiye toplumu çeşitliliği ve çoğulculuğu ile devleti yönetmeli. Bu anlayış yeni anayasa ile hayata geçirilmeli.
DEMOKRASİ VE SİVİL TOPLUM
1982 Anayasa’sı özgürlükler, demokrasi ve sivil toplum üzerinde büyük gözaltı projesi niteliğindedir.
Bu nedenle; yeni anayasa devletin resmi ideolojisinin etkisinden ve anlayışından uzak, Özgürlükçü, çoğulcu demokratik bir toplum için hukukun temel ilkelerine bağlı nitelikte olmalıdır.
Toplumda var olan farklı görüşleri resmi devlet ideolojisiyle uzlaşamadığı için insanlar çağ dışı uygulamalara tabi tutuldu, cezalandırıldı. Toplumda radikalleşmeyi zorlayan, resmi ideolojiye ve yasalara karşı tepkilere neden oldu. Bu anlamda toplumda farklı görüşlere, inançlara, kültürlere, kimliklere karşı ideolojik olmayan devlet yapısı tarafsız ve eşit hale getirilmeli ve bu faklılıklar Anayasal güvence altına alınmalıdır.
Yeni anayasa; bireyi merkez alan, insan hak ve özgürlüklerine dayalı, çoğulcu, katılımcı, laik, sosyal hukuk devleti ilkelerini benimsemiş, devleti halkın hizmetinde gören demokratik sivil toplum anayasası olmalı.
Yeni düzenleme ile din ve vicdan özgürlüğü anayasal güvence altına alınmalı. Din ve mezhepler karşısında devlet taraf olmamalı. Özgürlükçülük, çoğulculuk ve toplumsal barışın güvencesi olan laiklik anlayışını kuramsallaştırılmalı. Devlet din ve inançları denetlememelidir.
KUTSAL DEVLET
Demokrasi; gücünü hukuk ve adaletten alan kuralcı bir yaşam biçimidir. İddia edildiği gibi cumhuriyet demokrasi değildir. Sadece bir yönetim biçimidir. Bu gün dünyada demokrasi örneği olarak gösterilen pek çok ülke krallıkla yönetildiği halde. Birçok ülke vardır ki adı cumhuriyet olmasına rağmen diktatörlükle yönetiliyor. Demokrasi ve insan haklarını en çok ihlal edildiği hatta yok sayıldığı ülkelerde bu ülkelerdir..
Devlet bireyin haklarını öncelikli görmeli ve devletin bireyin hizmetinde ortak bir kurum olduğu kabul edilmeli. Devleti koruma ve kollama adına oluşturulan bütün yasal düzenlemeler kaldırılmalı. Yasalar öncelikle uluslar arası hukuk kuralları ve dünya insan hakları temel prensipleriyle uyumlu hale getirilmeli. Devlet teşkilatı ve işleyişi sivilleştirilmeli.
Demokratik ülkelerde askerin sivil devlet kurumlarına egemen olması mümkün değildir. Askerin aldığı eğitim gereği tekilci olup bunu yaşam biçimi olarak benimsemiştir. Bu anlamda silahlı kuvvetler sivil denetim ilkesine tam uyumlu hale getirilmeli ve Yeni anayasa ile, Askeri vesayet diye formüle edilen bu yapıya son verilmelidir.
KÜRT SORUNU
1982 Anayasası, bir bütün olarak, uluslar arası hukuk ve dünya insan hakları ilkelerine aykırılığı nedeniyle bir bütün olarak reddedilmelidir. Özgürlükçü ve demokratik olmayan anayasanın yarattığı anti demokratik yaşam biçiminden en çok etkilenen, insanlık onuruna Türkiye’de Anayasal temel hak ve özgürlüklerden bahsedildiğinde ilk akla gelen KÜRT ULUSU’DUR, KÜRT HALKIDIR.
SORUN NEDİR
Kürt’ler tarihi çok eskilere dayanan bir halktır. Coğrafyasında binlerce yıl yaşayan, Yukarı Mezopotamya bölgesinde kendilerine ait topraklar üzerinde günümüze kadar yaşamaktadırlar. Topraklarını OTOKTON-ilk yerleşik halkıdır. Kendilerine özgü dilleri örf- adalet- gelenekleri ve kültürleri var olan bölgelerinde sayısal çoğunluğu bulunan bir halktır. Benimsedikleri ve sahip çıktıkları ulusal kimlikleri ‘’KÜRT’’ kimliğidir. Yaşamları boyunca hiçbir ulusun alt kimliği olduklarını kabullenmemeişlerdir. Ulusal varlıklarını, kimliklerini kendi topraklarında sürdürmeleri nedeniyle Kürt’ler bir halktır. Kürtlerin siyasi statüsü ulus statüsüdür. Kürt’leri sadece etnik bir topluluk gibi görmek, uluslar arası hukuk, insan hak ve özgürlükleri anlamında haksızlıktır, yanlıştır.
Birleşmiş Milletler şartlarına göre halklar-uluslar eşittir ve kendi kaderlerini belirleme hakkına sahiptir. Kürt halkı dünyada en büyük devletsiz ulustur. Kürt sorunu uluslar arası sorun halini almıştır
Yeni anayasada Türk Ulusu gibi Kürt Ulusu’da kimliği ile tanımlanmalıdır. Etnik guruplar dil ve kültürlerini korumalı ve geliştirebilmeleri için, engelleyici yasalar kaldırılmalıdır. Türkiye demografyası bunu gerektirmektedir.
Zaman zaman toplumsal sıkıntılar yaşanmasına rağmen Osmanlı devletinin çok etnikli, çok dilli ve çok dinli çoğulcu toplumsal yapısı üzerine kurulmuştu. Ancak yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti toplumsal çoğulculuk esasına uygun bir şekilde olması gerekirken sadece bir gurubun – Türk’lerin – çıkarına ve egemenliğine dayalı, tekilci ve tepeden inmeci bir anlayışla devlet yapılandırıldı. Kurulan devlet asimilasyoncu jenositci, inkarcı politikayla bir çok etnik gurup yok edildi. Kürt’ler aksine varlıklarını günümüze kadar korudular. Ve günümüzde Türkiye toplumsal dinamikleri yeni anayasa yapma heyecanı yaşıyorlar. Kürtlerde bu yeni anayasada ulusal özellikleriyle var olmalıdır.
KÜRT HALKININ TALEP VE SORUNUNUN ÇÖZÜMÜ
Sorunun çözümünde yeni anayasada Türkiye’nin çok halklı, çok etnik yapılı, çok dilli, değişik inançlara sahip toplum olduğu gerçekliği, farklılıkların yeni Türkiye’nin toplumsal zenginlikleri olacağı gerçeğini kabüllenerek gelecek inşa edilecektir.
Sorunun çözümü için:
Kürt sorunun çözümünde silahlı mücadele çözüm aracı olamaz. Taraflar silahla yok olamayacağına göre barışcıl demokratik bir siyasi duruşla çözülebilir.
Çözüm uluslar arası meşruiyet çerçevesinde ele alınmalı, hak, adalet ve eşitlik esas alınmalı.
Çözüm farklı formüllerle olabilir. Çözümü özgürlükçü, çoğulcu, katılımcı, laik, demokratik federal sistemle tanımlıyoruz.
Bu anlamda yeni anayasada; Türk milliyetçiliği esas alınarak değil, objektiflik ve eşitlik ilkesi esas alınmalıdır. Toplumun sorunu kavrayabilmesi ve özgürce tartışabilmesi için tam bir özgürlük ortamı oluşmalıdır. Ayrıca çözüme örnek aramak gerekirse devlet yetkililerinin gösterdiği “Kıbrıs çözüm formülü” Kürtler içinde önerilebilmelidir.
FEDERAL SİSTEM
Federal sistem, toplumsal çoğulculuğu olan devletler için en iyi yöntem, modeldir. Federal sistem, üniter sisteme göre daha demokratik daha özgürlükçü ve toplumların çoğulcu yapılarına daha uygun bir yöntemdir.
Federal sistem, her federe birimin dinsel,etnik,kültürel,tarihsel ve ekonomik farklılıklarını korumasına ve geliştirmesine imkan sağlar.
Federatif sistem, devletin bölünmesi değil, iç yönetmiyle ilgili bir yönetim biçimidir. Federal devlet, anayasa hukuku ve uluslar arası hukuk açısından tek devlettir. İktidarın kaynağı tektir ve halkın özgür iradesidir. Sadece, iktidarı kullanma bakımından üniter sistemden ayrılır. İktidarın kullanımı tek merkezde toplanmaz birden çok merkeze dağıtılır.
Federal sistemin en üstün avantajı, demokratik olmak zorundadır. Demokratik olmayan bir rejimde federalizm yaşayamaz. Oysa üniter devlet demokratik olma zorunda değil. Bu anlamda yeni anayasada;
Kürt Halkı’nın ulusal demokratik hakları güvence altına alınmalı, Kürt Halkı’nın ulusal kimliği tanınmalı.
Kürt’lerin demografik olarak yoğun yaşadıkları alanda Kürtçe eğitim dili olarak kullanılmalı. Üretim biçimi ve üretim ilişkilerinde Kürtçe resmi dil olarak kabul edilmeli.
Kürtçe ve Kürdistan ismi ile siyasal partiler kurulmalı, bu alanda serbestçe faaliyet gösterebilmeli.
Federal sistemle demokratik gelişmenin önü açılır.
Demokrasi ile sıkı sıkıya bağlı olan Kürt sorununun çözümüne fırsat verilir.
MERKEZİYETÇİ SİSTEME SON VERİLMELİ
Türkiye’de yapılacak yeni anayasada toplumsal barışın yeniden yapılandırılmasında merkeziyetçi sisteme son verilmesi, iki büyük ulus ve etnik gruplardan oluşan toplumsal yapı için hayati öneme sahip. Çağımızda merkeziyetçilikle yönetilen ve dünyada gelişen demokrasilerde siyasi-idari yapılanma günümüzde eşine az rastlanır yönetim biçimidir. Hele Türkiye gibi büyük farklılıkları barındıran nüfus yoğunluğunun merkezden yönetiminin, demokratik yönetim anlayışıyla bağdaşmadığını hayatımızn her alanında ki karşımıza çıkan handikapları uyumlu şekilde karşılamanın imkânı yoktur.
Adem-î Merkeziyetçilik ve yerel yönetimlerle yönetilemeyen Türkiye’nin, merkezi sistemle yönetilmesi, toplumun demokratikleşmemesi ve günümüzde yaşadığımız gibi sistemin hantal yönetilmesine neden olur. Federatif Türkiye’de yerel yönetimler veya özerk bölgelerle toplumun demokratikleşmesi, federe cumhuriyetlerin iç dinamiklerinde ki etnik grupların dil ve kültürel gelişmelerinde önemli etkinliği olacaktır.
Yerel veya özerk birimlerde sosyal hizmetler, eğitim, ekonomi-politika, kamu hizmetleri daha üretken olacağı gibi adil bir şekilde Ankara tarafından taleplere uygun dağılımı mümkün olacaktır. Federe cumhuriyetlerin yerel-özerk yöneticilerin yerel-özerk esas yönetim birimleri haline getirilmeleri, ayrıca Ankara ve Mülkiye Amirlerinin yetkilerinin azaltılması ve yönetim üzerinde vesayet yetkilerinin daraltılması toplumun demokratikleşmesinde önemli etken olacaktır.
Yerel-özerk demokratik yönetimlerin bayındırlık, tarım, sağlık, güvenlik, eğitim, adalet, savunma yerel-özerk ünitelerin kapsamına alınmalı. Ve yeni anayasa, yeni Türkiye için demokratik toplum için adem-î merkeziyetçi değişim zorunlu.
YARGI
1982 Anayasası, ne yazık ki adaletin hizmetinde bireyin temel haklarının koruyucusu olması gereken pek çok hâkim ve savcı devleti koruma içgüdüsüyle hareket etmektedirler. Hukuk normlarını özgürlükçü bir anlayışla değil, yasakçı bir anlayışla yorumlayıp uygulamaktadırlar. Bu anlayış demokratik, siyasi ve sosyal gelişmelerin önünü tıkamaktadır.
1982 Anayasası’nın 68/4 maddesinde sayılan “ devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü “ normu federatif sisteme geçişte önemli bir engel teşkil etmektedir. Bölünmezlik normunun koruma altına aldığı husus, ülkenin fiziksel bütünlüğüdür. Oysa Federal sistemin ülke sınırlarını değiştirmek gibi bir amacı yoktur. Sadece iç yönetimle ilgili bir yönetim biçimidir. Bu nedenle federal sistem “ devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne “ aykırı değildir. Yeni anayasada 90. Maddede yapılan değişiklikte dikkate alınarak demokratik gelişimin önü açılabilir. Demokrasiyle özdeş olan Kürt sorununun çözümüne fırsat verebilir.
YURTTAŞLIK,TEMEL VE KÜLTÜREL HAKLAR
1982 Anayasası’nda yurttaşlık ve kültürel haklar ırkçı, şoven, inkarcı devletlerin ideolojisine göre tanımlanmaktadır. Bu nedenle yeni anayasada; mevcut yurttaşlar kimlikleriyle tanımlanmalı ve temel bir hak olduğu belirtilmelidir.
Yurttaşlık din,dil,ırk farkı gözetilmeksizin kanunların belirttiği usullere göre bir hak olduğu vurgulanmalıdır.
Yurttaşlık; uluslar arası hukuk kuralları ve Avrupa insan hakları sözleşmesinde olduğu gibi her bir hakla ilgili özel maddede o hakkın niteliğine uygun özgül sınırlandırma nedenlerinin belirtilmesi gerekir.
Vicdani ret temel bir hak olarak yeni anayasada yer almalı.
Yeni anayasa, federe cumhuriyetlerde bütün kimliklerde referans yapmalı. Ancak tüm kültürel farklılıklara ve hayat tarzlarına saygıyı temel ilke olarak belirlemelidir. Bu durumu farklılıkların sadece koruma ve destekleme ile yetinilmemeli. Devletin kendilerine gelişme ve geliştirme imkânları sağlanmalıdır.*******
Federe cumhuriyetlerde en yaygın olan dillerin resmi dil olarak muhafaza edilmeli. Türkçe ve Kürtçenin dışındaki dillere uygun kolaylıklar sağlanması anayasal güvence altına alınmalı.
Bu anlamda
—Kürt Ulusal Kimliğinin Güvence Altına Alınmasını,
—Kürt ve Kürdistan İsmiyle Siyasi Parti ve Örgütlerin Kurulmasının ve Özgürce Faaliyette Bulunmasının Bir Hak Olarak Tanınmasını,
—Kürtçenin Resmi Dil Olması Dahil, Hayatın Her Alanında Serbestçe Kullanılması ve Her Düzeyde Kürtçe Eğitim ve Öğretimin Güvence Altına Alınmasını,
—Kürt Halkı İçin Kendi Kendini Yönetme Hakkını İçeren Siyasal Bir Statünün Tanınmasının sağlanması.
VİCDAN, DİN VE LAİKLİK
1982 Anayasası’nda çağdaş demokrasiye uygun olmayan bir laiklik anlayışını benimsemesi ve bu durumun din üzerinde baskıcı bir etkisinin olmasıdır.
Laikliğin amacı vicdan ve din özgürlüğünü güvence altına almak ve toplumun barış içinde birlikte yaşamasını sağlamaktır. Türkiye nüfusunun çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen dinsel kökenli bir gerginliği şiddetli şekilde yaşamaktadır.
Laik bir ülkede din devletin emrinde olamaz.
Devletin bu tavrı, din ve vicdan özgürlüğüne müdahale etmek anlamına gelmekte bu nedenle topluma barış içinde bir arada yaşama hakkı tanımamaktadır.
Resmi devlet ideolojisinin kurumu olan diyanet işleri, işlevden kaldırılmalı. Eğitimde din eğitimi devlet aracılığı ile yapılmasına son verilmeli.
Diyanet işleri başkanlığı bütün din ve cemaatlere eşit mesafede yaklaşmalı ve devlet bunları kamu tüzel kişiliği olarak tanımalı.
KATILIMCI DEMOKRASİ PARTİSİ
BAŞKANLIK DİVANI
KADEP
Sümer 1 Sokak No:5/7 Kızılay – ANKARA
Tel:0312 2291560
|
|||||||||||||
Copyright 2009 KADEP.ORG.TR | Her hakkı saklıdır |
||||||||||||||