Hürriyet Gazetesi İlan Servisi, hürriyet ilan, vefat ilanı
İsveç'te "demokratik Açılım" Tartışıldı
 
İsveç Kürt Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen konferansta Türkiye'deki "demokratik açılım" süreci konuşuldu.

07 Şubat 2010 22:33

İsveç Kürt Dernekleri Federasyonu tarafından düzenlenen konferansta Türkiye'deki "demokratik açılım" süreci konuşuldu.

Konferansa Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, Hak ve Özgürlükler Partisi (HAKPAR) Genel Başkanı Bayram Bozyel ve Katılımcı Demokrasi Partisi (KADEP) Genel Başkanı Şerafettin Elçi konuşmacı olarak katıldı. İlk konuşmayı yapan Elçi, Türkiye'de demokratikleşmey mani olunduğunu savundu. Elçi, Türkiye'nin ordu ve sivil bürokrasi altında ezildiğini iddia etti ve bu iki kesimin "cumhuriyet üzerinde ağırlığını kaldırmasıyla" demokrasinin hızlanacağını söyledi. Kürt sorununun bir

demokrasi sorunu olduğunu söyleyen Elçi, Türkiye'nin demokratikleşmesiyle Kürt sorunun çözüleceğini ifade etti. Elçi, Avrupa Birliği üyeliği normlarının Türkiye'nin daha da demokratikleşmesini beraberinde getireceğini ifade etti. Elçi, halen var olan askeri darbe ürünü 12 Eylül Anayasası'nın mutlaka değiştirilmesi gerektiğini belirtti ve Türkiye idari yapısında değişikliklere gidip merkezi yönetim sistemi yerine eyalet veya federal yapı biçiminde yapılanmanın gerekli olduğunu öne sürdü. Şerafettin Elçi,

sorunun çözümünde BDP gibi partilerin muhatap alınması gerektiğini ifade etti.

Milletvekili Kaplan ise, 86 yıldan sonra TBMM'de Kürt sorununun tartışılmaya başladığını söyledi. Kürtlerin çoğunlukta bulunduğu illerde artik hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığını ve olmayacağını kaydeden Kaplan, artık bu halkın TBMM'de temsilcileri olduğunu, 99 belediye başkanı bulunduğunu, güçlü yazar ve medyaları olduğunu söyledi. Kaplan, AK Parti'nin Kürt sorununu çözme konusunda samimiyetine inanmadığını, belediye başkanlarının tutuklanması ve çocukların hapse atılmasının bunu ispat ettiğini savundu.

Kaplan, "Eğer Türk hükümeti silahların susmasını istiyorsa PKK'yı muhatap almalıdır" dedi.

HAKPAR Genel Başkanı Bayram Bozyel de, AK Parti'nin başlatmış olduğu demokratikleşme adımlarını olumlu bulduklarını, bunun Kaplan'ın dediği gibi PKK mücadelesi ile değil, 86 yıllık Kürt mücadelesi ile elde edildiğini söyledi. Bozyel, demokratik açılım projesinin AK Parti iktidarından önce Avrupa Birliği'nin zorlamasıyla başladığını savundu ve AK Parti'nin bunu devam ettirdiğini söyledi. Bozyel, AK Parti'nin demokratik yapılı bir parti zihniyetine sahip olmadığını, statükocu olduğunu, böyle bir partinin

zihniyet değişimini gerçekleştirmesinin zor olduğunu ama bunu daha çok kendisini iktidarda tutmak için sürdürdüğünü öne sürdü. Haber Fx
AK Parti Konya Milletvekili Sami Güçlü, Kürtçe'nin seçmeli ders olacağını açıklarken "Eğitim dili yine Türkçe olacak" dedi...

     AK Parti'nin 'demokratik açılım' komisyonunda yer alan Konya Milletvekili Sami Güçlü, Kürtçe'nin seçmeli ders olacağını açıklarken "Eğitim dile yine Türkçe olacak" dedi... 
     Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulması konusundaki ilk resmi açıklama Tarım eski Bakanı AK Parti Konya Milletvekili Sami Güçlü'den geldi. AK Partili Güçlü, genel merkezde oluşturulan ve Beşir Atalay ile Edibe Sözen, Hüseyin Çelik, Ömer Çelik, Bekir Bozdağ ve Suat Kılıç'tan oluşan 'demokratik açılım' komisyonunda yer alan isimdi.
Geri adım atılmayacak
     Sami Güçlü, Konya'da yayın yapan Kon-TV isimli yerel televizyon kanalında katıldığı 'Gündem Özel' programında Kürtçe'nin seçmeli ders olacağını resmen açıkladı. Güçlü, Anayasa'ya göre eğitim dilinin Türkçe olduğuna vurgu yaparak "Eğitim dili Türkçe olacak. Bunda bir geri adım atma yok" dedi.
İsteyen seçebilecek  
     AK Partili Güçlü, Kürtçe'nin seçmeli ders olacağını açıklarken "Diğer seçmeli dersler gibi Kürtçe seçmeli ders olacak. Eğitim dili yine Türkçe olacak. Beden eğitimi, resim ve müzik nasıl seçmeli ders oluyor ve isteyen bu dersleri okuyabiliyorsa Kürtçe de seçmeli ders olacak, isteyen bunu okuyabilecek. Özellikle Doğu ve Güneydoğu'da isteyenler Kürtçe'yi seçmeli ders olarak okuyabilecek. Hatta İstanbul ve Ankara'da da isteyen öğrenciler Kürtçe seçmeli ders alabilecek" diye konuştu.
Bakanlık onaylayacak
     Kürtçe'nin seçmeli ders olarak okutulması için yasal düzenleme gerekmediği belirtiliyor. Yetkililer, seçmeli derslerin okulların öğrencilerin ihtiyaçlarını dikkat alarak Bakanlığın onayı ile artırabileceğine dikkat çekiyor. İsteyen okullar, Milli Eğitim Bakanlığı'ndan onay alarak Kürtçe seçmeli ders okutabilecek. İlköğretim Genel Müdürlüğü'nün internet sitesinde seçmeli derslerle ilgili olarak "Okullar, öğrencilerin ihtiyaçlarını dikkate alarak seçmeli ders çeşidini Bakanlık onayı ile artırabilirler.
     Bu durumda, talep sahiplerince hazırlanacak programın Bakanlıkça onaylanması gerekir" ifadesi var. Seçmeli olarak ikinci bir yabancı dil dersinin yanı sıra sanat ve spor etkinlikleri, bilgisayar, satranç, düşünme eğitimi, tarım ve hayvancılık uygulamaları dersleri okutulabiliyor.
http://www.haberciniz.biz/  

Okullarda Kürtçe Ders Dönemi

06 Ekim 2009


RTÜK'ten Kürtçe Açılım Atağı

03 10 2009

TRT Şeş'in ardından RTÜK özel Kürtçe kanal için çalışmalarını hızlandırdı. Yönetmelik hazır, gerekirse yasa çıkacak...

TRT Şeş’in Kürtçe yayına başlamasının ardından RTÜK ‘demokratik açılım’ çalışmaları çerçevesinde, özel radyo ve televizyonlarda 24 saat Kürtçe yayın yapabilmeleri için çalışmalara hız verdi. Yönetmelik hazır, gerekirse yasa çıkacak.

‘Farklı dil ve lehçelerde’ yayın yapılması için yönetmelik değişikliği taslağı hazırlayan RTÜK metni görüşü alınmak üzere ilgili kişi ve kurumlara gönderdi. Hükümetin yönetmelik değişikliğinin 24 saat Kürtçe yayın için yeterli olmayacağı görüşünü de dikkate alarak yasa tasarısı hazırlığı da belirtiliyor.

Türkiye’de televizyon ekranları ilk olarak 2004 yılında Kürtçe ile tanıştı. TRT, Avrupa Birliği’ne uyum için yapılan düzenlemeler çerçevesinde, RTÜK’ün çıkardığı ‘Yerel Dil ve Lehçeler Yönetmeliği’yle TRT 3’de, haftada toplam 2.5 saati aşmamak üzere, hafta içi her gün yarım saat, Kürtçe, Zazaca, Boşnakça, Arapça ve Çerkezce yayına başladı. Bu yılın başında da TRT 6 tam gün Kürtçe yayın yapmaya başladı.

2006’da çıkarılan ve halen yürürlükte olan yönetmeliğe göre özel kanallar, günde 45 dakika yerel dilde yayın yapabiliyor. Bu yayınlar da müzik, haber ve kültürel programlarla sınırlı. Ancak 359 sayılı Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Yasası’nda yapılan değişiklik sonrası 2 Ocak 2009 tarihinde TRT 6, 24 saat Kürtçe yayın yapmaya başladı. TRT’nin Kürtçe yayınlarının ardından özel televizyonların da 24 saat yayın yapma talepleri gündeme geldi.

RTÜK, hükümetin demokratik açılım çalışmaları çerçevesinde özel televizyonların Kürtçe yayın yapması için mevzuattaki süre ve içerik sınırlamalarını kaldırmaya yönelik çalışmalarına hız verdi. Bu çerçevede RTÜK içerisinde bir komisyon kuruldu. Komisyonun hazırladığı, ‘Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkında Yönetmelik Taslağı’, 3 Eylül’de ilgili kişi ve kurumlara görüşü alınmak üzere gönderildi. İlgili kuruluşların görüşlerini de 8 Eylül’e kadar kuruma iletilmesi istendi. Ancak, ilgili kuruluşlardan belirlenen tarihe kadar görüş gelmedi. Bunun üzerine RTÜK, ilgili kuruluşlardan görüş alınmasına ilişkin süreyi uzattı. Bu görüşler geldikten sonra taslağa son şekli verilecek.

Hazırlanan yönetmelik taslağına göre Kürtçe yayın yapmak isteyen özel kanallar RTÜK’e müracaat edecek. Müracaatta, yayın yapmak istedikleri dil ve lehçeyi, bu dil ve lehçede yayımlanacak program türleri, bu programın günlük yayın akışı içindeki yerleşimi gibi bilgilere de yer verilecek. Üst kurul taleplere, teknik imkânlar ve talep edilen dil ve lehçede yayın yapan diğer kuruluşları da göz önünde bulundurarak yanıt verecek. İzin verilen kanallar, yayın dilinin öğretilmesine yönelik yayın yapamayacak.
Bu kuruluşlar, haber bültenleri ve haber programlarını Türkçe altyazıyla vermekle ve yayının ardından içerik açısından birebir olmak kaydıyla Türkçe yayımlamakla, radyo yayını yapan kuruluşlar ise programın yayımlamasını takiben Türkçe tercümesini yayımlamakla yükümlü olacak.

Kaynak: Radikal


İsmail Beşikçi de: "Federasyon" dedi

15 Eylül 2009


     Sosyolog yazar İsmail Beşikçi; “Birlikte yaşam ancak bir federasyonda olur. Çünkü birlikte yaşam ancak eşit haklara sahip olunursa olur. Çünkü ancak böyle bir siyasi yapıda ana dilde eğitim mecburi olur.” dedi.
  Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzel’in sorularını yanıtlayan İsmail Beşikçi, Kürtlerle Türklerin birlikte yaşamasının koşulunun federasyon olduğunu ifade etti.
   “Türkiye, Kürt sorunundan kurtulursa rahat ve özgürce gelişebilir. Kürt sorunu bitmedikçe, burası hukuk devleti olamaz. Çünkü baskı bitmez” diyen Beşikçi, “Kürtler, Kürtlerle birarada yaşasınlar. Aynı kökenden insanların birarada yaşaması daha doğrudur. Türkler bir gün ayrılmak isterlerse, Kürtler bundan memnun olurlar.” şeklinde konuştu.
     “Kürt sorunun çözümlenmesi için ne gerekli sizce?” sorusuna yanıt veren Beşikçi;
     “Birinci sırada ana dilde eğitim hakkı geliyor. İkincisi de, Kürtlerin siyasi bir statüye sahip olabilmesi için bölgede özel bir güvenlik gücünün oluşturulmasıdır. Çünkü Kürt sorununun bir yönü de, bu kadar büyük bir nüfusa sahip olmalarına rağmen Kürtlerin hiçbir siyasi statüye sahip olmamalarıdır. Türkiye, dünyanın, 200 bin nüfuslu Kıbrıs’ı, bağımsız devlet olarak tanımasını istiyor ama, ülkedeki 20 milyon Kürdün en temel haklarını kendisi tanımak istemiyor. Bu ülkede hâlâ Kürtlerin kimliğiyle ve diliyle ilgili sorunlar yaşanıyor.” Yanıtını verdi.
     Neşe Düzel’in “Kürt sorunu olmasaydı, Türkiye bu kadar antidemokratik olmazdı, öyle mi?” sorusuna karşılık Beşikçi şu yanıtı verdi;
     “Olmazdı. Düşün yasakları olduğu sürece, o devlet, demokratik hukuk devleti olamaz. Kürt sorunu çözülmedikçe, Türkiye, demokratik hukuk devleti olamaz. Çünkü Kürt sorunu çözülmedikçe bu ülkede baskı bitmez. Kürt sorununun çözülmesi de ancak özerk bir yapının kurulmasıyla mümkündür. Devlet de, Kürtler de, PKK de, Kürtlere ait bu ayrı, özerk siyasi yapıyı düşünebilmeliler. En azından federasyonu savunabilmeliler.”
    Birlikte yaşamın ancak federasyonla olacağını da belirten Beşikçi, “Çünkü birlikte yaşam ancak eşit haklara sahip olunursa olur. Çünkü ancak böyle bir siyasi yapıda ana dilde eğitim mecburi olur. Mesela Türkçe eğitim nasıl mecburiyse, Kürtçe dilinde eğitim de kendi bölgesinde mecburi olmalıdır. İnsanlar, Kürtçe dilinde edindikleri meslekleri ve aldıkları eğitimleri kullanarak, kendi bölgelerinde Kürtçe konuşarak memur olabilmeliler” dedi.
     Kürt sorununun büyük bir sorun olduğunu ifade eden Beşikçi sözlerini şöyle sürdürdü; “Türkiye’de, İran’da, Irak’ta ve Suriye’de bu sorun vardır. Devletin kurulabilmesi için önce, “biz böyle nasıl bölündük” diye Kürtlerin bilincinin gelişmesi gerekir. Kürtler nasıl bölünmüş, nasıl parçalanmış, nasıl paylaşılmış? Türkiye’de, İran’da, Irak’ta, Suriye’de ve Kafkasya’da birer Kürdistan nasıl oluşmuş? Bu parçalanma Kürtlerde, bir insanın iskeletinin parçalanması, beyninin dağıtılması gibi çok ağır bir durum yarattı. 1920’li yılları araştırmak gerekir. Kürtler niye Irak’ta ve Suriye’de Araplarla beraber, İran’da da Farslarla birarada yaşasınlar? Kürtler Kürtlerle birlikte yaşamasınlar. Sağlıklı bir öneridir bu.”  demanu.com.tr
 

CAHİL ANNEYE ŞEYTANİ TUZAK

14 Eylül 2009

    Albay Cemal Temizöz, öldürdükleri Ramazan Elçi'nin cahil annesine kurduğu tuzakla savunma yaptı....

Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı tarafından hakkında hazırlanan iddianamede 1993-1995 Cizre’de görev yaptığı sırada 20 fail-i meçhul cinayetin emrini vermek ve cürüm işlemek için çete oluşturmakla suçlanan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz, cuma günü ilk kez çıktığı mahkemeye yazılı bir savunma verdi.
Temizöz’ün tek tek cinayet dosyalarını ele aldığı savunmasında Cizre’de görev yaptığı yıllarda işlenmiş ve bugüne kadar fail-i meçhul kalmış cinayetler için “PKK’nın örgüt içi infazı değilse aile içi hesaplaşma, kan davası, adi bir suç olarak hesaplaşma gibi yöreye has birçok sebepler vardır” gibi gerekçeler üretmesi dikkat çekti.
İddianamede bir numaralı maktul olarak yer alan Ramazan Elçi’nin öldürülme emrini verdiği iddialarıyla ilgili Temizöz’ün savunmasında dile getirdiği gerekçeler ise bunlar arasında en çarpıcı olanları.
Temizöz, yazılı savunmasında 1994 yılında Cizre-Silopi arasında terk edilmiş bir benzin istasyonunda başından aldığı tek kurşunla öldürülmüş olarak bulunan Ramazan Elçi cinayetiyle ilgili kendini, Elçi’nin yaşlı annesine 1999 yılında yeşil kart almak için kaymakamlığa yaptığı başvuruda işi görülsün diye imzalatılan “Oğlum kalp krizinden ve eceliyle öldü” belgesiyle savunmaya çalıştı.

Ramazan Elçi nasıl öldürüldü
İddianamede yakınları ve gizli tanık Tükenmez Kalem’in üzerindeki kıyafet ve göz rengine kadar birbirleriyle örtüşen anlatılmalarına göre Ramazan Elçi, 1994 yılı yaz aylarında İlçe Jandarma Komutanı Cemal Temizöz’ün emriyle Yavuz ve Tuna isimli iki uzman çavuş tarafından PKK’ya yardım ettiği iddiasıyla bir köprü üstünde yürürken beyaz bir Renault’ya bindiriliyor ve ilçe yakınlarındaki terk edilmiş eski bir benzin istasyonunda öldürülüyor.
Elçi’nin cesedine Cizre Savcılığı tarafından yapılan otopside “sol göz dış kenarından girip, sol kulak arkasından çıkan tek kurşunla öldürüldüğü” tespit ediliyor. Jandarma, Temizöz imzasıyla düzenlenen soruşturma evrakında olayı, PKK içi infaz olarak savcılığa bildiriyor. Cizre Savcılığı da o dönem fail-i meçhuller için sık sık başvurulduğu gibi, PKK içi infaz gerekçesiyle dosyayı Diyarbakır DGM’ye gönderiyor. İddianamede, kimliği alınıp Temizöz’e verildiği için üzerinden kimlik çıkmayan Elçi’nin cesedini Jandarma’nın hiçbir kimlik araştırması yapmadan kimsesizler mezarlığına gömülmek üzere belediyeye teslim etmesine dikkat çekiliyor. Aile cenazenin kimsesizler mezarlığına gömüldüğünü belediyedeki tanıdıkları sayesinde öğreniyor. Ama korkudan nüfustan sildirmiyor. Ve dosya kapanıyor.

Fail-i meçhul yazılamayınca...
1999 yılında Ramazan Elçi’nin annesi Hazal Elçi, yeşil kart almak için kaymakamlığa başvuruyor. Bu başvuru sırasında Ramazan Elçi’nin hala nüfusta kayıtlı göründüğü ortaya çıkıyor. “Fail-i meçhul” de denilemeyeceği için yaşlı kadının yeşil kart alabilmesine yardım etmek isteyen görevlilerce bir hikâye uyduruluyor. Anne Elçi “Oğlum kalp hastasıydı. 1994’te evdeyken eceliyle öldü. Eşi cahil olduğu için öldüğünü bildirip nüfustan sildirmedi” yazan bir kâğıdı imzalıyor ve Elçi nüfustan eceliyle öldü denilerek siliniyor. Bu aynı zamanda anne Elçi’nin polise verdiği ifade de oluyor.
İşte Temizöz’ün savunmasında kullandığı belge yaşlı kadının verdiği bu ifade ve imzaladığı bu dilekçe.
Yeşil kart için anne Elçi’nin verdiği bu ifade ailesinin başına daha sonra iş açıyor. 2005 yılında Ramazan Elçi’nin kardeşi dosyanın yeniden açılması için Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuruyor. Dosyayı açan savcılık 1999 yılında anne Hazal Elçi tarafından imzalanan eceliyle öldü belgesini gerekçe göstererek aile hakkında ‘suç uydurmaktan’ soruşturma başlatıyor. Temizöz mahkemeye verdiği yazılı savunmasına bu soruşturmayla ilgili belgeyi de koyarak ailenin yalan söylediğini ispat etmeye çalıştı.

Adliye yerine mezarlığa sevkedildi
Elçi ailesinin avukatlığını yapan Tahir Elçi o dönemde yaşananları şöyle anlattı: “12 şubat 1994’te Ramazan elçi üç kişilik Jitem ekibi tarafından Cizre merkezde, İpek Yolu üzerinde ve MİT Bölge Müdürlüğü karşısında bulunan iş yerinden insanların gözü önünde gözaltına alınıyor. Bunun üzerine ağabeyi Nurettin Elçi, kardeşi adliyeye sevk edilecek diye 2-3 gün boyunca bekliyor. Ancak bir arkadaşı hastane morgunda kimliksiz bir ceset olduğunu ve kardeşine çok benzediğini söylüyor. Nurettin Elçi morga giderken, hastane yetkilileri cesedi kimsesizler mezarlığına gömülmesi için belediyeye veriyor. Cesedin mezarlığa götürüldüğünü öğrenen Elçi, cenaze toprağa verilmeden son anda yetişiyor ve cesedin ağabeyine ait olduğunu görüyor. Ancak o panikle ağabeyinin belediye tarafından tutanakla kimliksiz olarak kimsesizler mezarlığına gömüldüğü aklına gelmiyor. 
1999 yılında da Ramazan Elçi’nin annesi Hazal Elçi yeşil kart alabilmek için nüfus müdürlüğüne gidiyor. Oğlu sağ görünen yaşlı kadının “oğlum öldü” beyanı üzerine işi görülsün diye, sırf yardımcı olmak için “kalp krizinden öldü” diye bir rapor tutup işini hallediyorlar. 2005 yılında ise aile Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na Ramazan Elçi’nin öldürülmesiyle ilgili yeniden başvuruyor. Bunun üzerine aile hakkında yalan ifade vermekten dava açılıyor, ancak mahkeme ölen kişinin Ramazan Elçi olduğuna karar verince aile beraat ediyor.”

‘Görevde olması yargıya mesaj’
Şırnak’ın Cizre ilçesinde işlenen 55 faili meçhul cinayetten sorumlu olduğu iddiasıyla tutuklanan Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz’ün resmiyette görevinin başında olması hukukçuların tepkisine neden oldu. Hakkında dokuz kez müebbet hapis cezası istenen Temizöz’ün görevini sürdürmesini değerlendiren müdahil avukatlar, askerin uygulamayla yargıya mesaj, tanıklık yapacaklara da gözdağı verdiğini söylediler.

Kimse yanlış yapmasın
Albay Temizöz’ün Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı olarak görevini sürdürmesine tepki gösteren avukatlar TARAF‘a konuştu. Müdahil avukatlarından Tahir Elçi, durumu şaşkınlıkla karşıladıklarını belirterek, Temizöz’ün görevinin başında bulunmasının adli yargıya ve devlete bir mesaj niteliği taşıdığını belirtti. Ordunun ‘sizin kararınız ne olursa olsun, işlem yapmıyorum’ diyerek yargıyı tanımadığını söyleyen Elçi “Bu, diğer sanıklara ve tanıklara da ‘Temizöz yargılansa da görevinin başındadır. Kimse yanlış yapmasın, aleyhinde tanıklık etmesin’ biçiminde açıkça bir tehdittir. Zaten bu davada Temizöz’ün tutuklanmasıyla birlikte bazı gizli tanıkların ifade değişikliğine gitmesi, onun kamusal güce dayandığını gösteriyor” şeklinde konuştu. Elçi, yargılamanın selameti açısından Albay Temizöz’ün aklanana kadar kağıt üzerinde görevine son verilmesini isteyeceklerini kaydetti.

Silahlı Kuvvetler’in desteği var
Mağdur avukatlarından Sezgin Tanrıkulu da albayın tedbiren bile olsa açığa alınmamasını, Silahlı Kuvvetler’in desteğinin dolaylı olarak arkasında olduğunu gösterdiğini söyledi. Tanrıkulu, aynı konumda olan tüm memurlara uygulanan idari tedbirlerin, Şemdinli davası sanıkları gibi asker niteliğindeki sanıklara uygulamamasını, TSK’nın bu tür zanlılara hoşgörüyle baktığına ilişkin kanıyı doğruladığını söyledi.
Jitem davasınını müdahil avukatlarından Diyarbakır Baro Başkanı M. Emin Aktar ise “Yargılama süresince görevinden uzaklaşması, açığa alınması gerekir. Hala görevde olunması bir mesajıdır. Bu, Temizöz’ün tutuklanmasına karşı bir direnç ve kollama olduğunu gösterir” dedi.

Kaynak:Taraf


 
YÖK, Duhok’la ‘Kürtçe hoca’ temasında

Ankara, 12 Eylül 2009-09-12
(AKnews) - Türkiye’de, Mardin Artuklu Üniversitesi’nde “Türkiye’de Yaşayan Diller” adı altında bir enstitü kurulması kararı alan Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), öğretim kadrosu için Kürdistan Bölgesi’ndeki Duhok Üniversitesi’yle temasa geçti.

AKnews’in YÖK kaynaklarından edindiği bilgilere göre, bir süreden beri Türkiye’deki üniversitelerde görev yapan ve Kürtçe bilen öğretim üyelerine ilişkin bir çalışma yapılıyor. YÖK ayrıca, bu amaçla Duhok Üniversitesi’yle de temasa geçti.

Kürdistan Bölgesi’nde Duhok kentinde bulunan ve Kürtçe ile Arapça eğitim veren Duhok Üniversitesi ile ilişki kuran YÖK’ün, ilk etapta bu üniversitede eğitim veren 4 hoca ile görüştüğü bildirildi. Duhok Üniversitesi’nin seçilmesinde, Mardin’e yakınlığın da önemli bir etken oluşturduğu belirtildi.

Duhok Üniversitesi 1992'de kuruldu. Üniversitede hem Kürtçe, hem de Arapça eğitim yapılıyor. Üniversitede yasa ve siyaset, mühendislik, ilahiyat, tıp, ziraat, edebiyat, spor ve beden eğitimi, eczacılık ile diş hekimliği bölümleri yer alıyor.


Darbeyi ABD'den gelen Saltık hazırladı


12 Eylül gecesi Genelkurmay Karargahı'na çağrılarak, Demirel'e zorunlu ikamet için Gelibolu'nun Hamzakoy'a gönderileceği kararını iletmesi istenen Nahit Menteşe o geceyi Yeni Şafak'a anlattı.
 
Türkiye üzerinden 29 yıl geçmiş olmasına rağmen 12 Eylül Darbesi'nin izlerini hâlâ üzerinden atabilmiş değil. 650 bin gözaltı. 1 milyon 700 bin fişleme. 47 idam. Rakamlarla ifade edilemeyecek kadar derin bir acı ver arkasında 12 Eylül'ün. Ama 12 Eylül bütüm kurumları ile ayakta. Ne darbeyi yapanları yargılayabildik ne 12 eylül'ün anayasasını değiştirebildik. Peki neydi 12 Eylül, neleri değiştirdi ve en önemlisi nasıl hesaplaşacağız 12 Eylül ile. Bu soruları 12 Eylül'de hapis yatanlara, işkence görenler, 12 Eylülü yaşayan siyasetçi, gazeteci, yazarlara sorduk. Konuştuğumuz insan lar 12 Eylül'ün sadece bir darbe olmadığını bir sistem kurma olduğunu söylüyorlar. Ve 12 Eylülü'tasfiye yolunun başlangıcında ise “yeni ve sivil bir anayasayı” görüyorlar. Bugün Nahit Menteşe ve Kemal Anadol 12 Eylül tanıklıkların paylaştı.
Darbe öncesi hükümette bakan olan Nahit Menteşe 12 Eylül öncesi neler yaşadığını anlattı. 11 Eylül günü Bakanlar Kurulu toplantısı sırasında aradığı Demirel'e ne dedi? İhtilal gecesi çağrıldığı Genelkurmay'da ki hava nasıldı? Evinin etrafı askerlerce çevrilince Demirel ne dedi? Etimesgut'ta Ecevit'le karşılaşınca hangi değerlendirmeleri yaptı?
"Darbenin işaretlerini daha önceden almıştık" diyen Menteşe, ihtilali önlemek için erken seçimi tek çare olarak gördüklerini ancak başarılı olamadıklarını söyledi. "12 Eylül bizim için birden bire gelen bir olay değildi. Esasında bir takım işaretleri vardı" diyen Menteşe, kumanda zincirin Genelkurmay 2. Başkanı Orgeneral Haydar Saltık tarafından kurulduğunu söyledi. Saltık'ın ABD'den geldikten sonra Genelkurmay 2. Başkanı olarak ihtilal hazırlıklarını yürüttüğünü kaydeden Nahit Menteşe, darbenin ilk işaretini Bülent Ecevit'in Başbakan olduğu dönemde aldığını ve hemen Demirel'e ilettiğini anlattı. 12 Eylül ihtilali olduğunda AP Genel sekreteri olarak görev yaptığını bildiren Menteşe, 12 Eylül'e ilişkin şunları anlattı.
KUMANDA ZİNCİRİNİ SALTIK KURDU
Kumanda zincirini kurmuştu Haydar Saltık. Haydar Saltık, Kenan Evren tarafından Amerika'dan çağrılmış. İzmit'e gelmiş, bana İzmit'ten telefon ettiler. O sırada Ecevit Başbakan. Bir eski Milletvekili telefon etti. 'Yanımda tümgeneral filan da var. Bu iş bitti' dedi. 'Haydar Saltık kumanda zincirini kurdu' dedi. Ben onu hemen Genel Başkan(AP) Demirel'e intikal ettirdim. Meclis'teki odasına girdim, böyle böyle bir durum var dedim. 'Sen o irtibatı sürdür' dedi. Yapılacak olan ülkeyi erken seçime götürmek. Emekliye sevk edemi-yorsunuz. Etseniz darbeyi öne alacaklar Bunu daha sonra Kenan Evren'de söyledi.
UFUKTA DARBE VAR
Erken seçim önergesini verdik. Meclis Başkanı Anayasa Komisyonuna havale etti. Anayasa Komisyonunda Prof. Dr. Muammer Aksoy o zaman 700 sayfalık erken seçim Anayasa'ya aykırı diye bir önerge verdi. CHP Milletvekiliydi o zaman. Şener Battal'da Komisyon Başkanıydı. Ben de Genel Sekreter olduğum için takip ediyorum. Çünkü biz ihtilali ufukta gördük. Ülkeyi erken seçime götürmeye çalışıyoruz. Demirel bana, 'Sen partiye gitme, yatağı yorganı Meclis'e ser, bu işi halledelim' dedi. 700 sayfalık Aksoy'un önergesi komisyonda okundu bitti. Prof. Dr. Turan Güneş'in 600 sayfalık önergesi geldi. Okuduk, bitirdik derken Şener Battal o gün, oturumu kapattı, müzakereleri erteledi. Biz çıldıracağız. Çünkü ufukta darbe var. Onu önlemenin çaresi de seçim.
11 Eylül günü ben bir vesile ile MSP milletvekillerine Meclis'te çay verdim. Dışişleri Bakanı Hayrettin Erkmen'i düşürmüşlerdi. İki önerge daha var. Biri Enerji Bakanı Esat Kıratlıoğlu, diğeri Maliye Bakanı İsmet Sezgin'le ilgili. Gelin bunları reddettirelim dedik. MSP'de 12 kadar Korkut Özal grubu ile mutabık kaldık. Kızılay'da o sırada bombalar patlıyordu. Ortam yaratılmak isteniyordu. Açtım Başbakan Demirel'e telefonu. Bakanlar Kurulu'ndaydı kendisi. Dedim ki 'Efendim İsmet beyle, Esat beyi kurtardık, ama galiba devleti kurtaramayacağız' dedim. Biz Demirel'le bu işi konuşuyoruz ama o bakanlarla pek konuşmuyor, panik yaratmamak için işler aksamasın diye. Telefon Bakanlar Kurulu'nda olduğu için üstü kapalı olarak konuştuk. 'Efendim o iş bitti' dedim. O hayır da demiyor Milli Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu'nu gönderdim dedi. Ben konu üzerinde durdum. Bunun üzerine haftalık görüşmesi var, İhsan Sabri bey konuşuyor dedi. İhsan Sabri Çağlayangil Cumhurbaşkanı vekiliydi. 'Kenan Evren'e 'İhtilal mı yapıyorsunuz demiş, 'yok öyle bir şey' demiş. Çağlayangil, Demirel'le buluşup bunları anlatmış.
GENELKURMAY'IN ETRAFI SARILMIŞTI
Bekliyoruz artık. O gece hiç uyumadım. 12 Eylül sabahı saat 04.05'te Harekat Dairesi Başkanı Korgeneral aradı. 'Sayın Evren'in konuşmasını dinlediniz mi' dedi. 'Dinledim, ben hazırım' dedim. Bizi de alıp götürecekler dedim. 'Yok' dedi 'Genelkurmay'a kadar geleceksiniz' dedi. 'Sakın kendi başınıza gelmeyin, yollar tutuldu. 2 albay göndereceğiz biri havacı, diğeri karacı. Onları sizi alacak' dedi. Genelkurmay'a gittik, etrafı sarılmış, askerler süngü takmıştı. Albaylar, 'Aman siz inmeyin, önce biz inelim' dediler. Oradan Tuzman Paşa'nın makamına götürüldük. Genelkurmay İstihbarattan sorumluydu. Tuzman Paşa beni kapıda karşıladı. "Ah keşke olaylar(Darbe ) olmasaydı ama Silahlı Kuvvetler mecbur kaldı" dedi.
'Beni tanıdınız mı' dedi. Baktım, 'Tanıdım paşam' dedim. 'Ulaştırma Bakanıyken size gelmiştim' dedi. Hatırladım dedim. Ondan sonra çıkardı ihtilal beyannamesini verdi. Evren'in okuduğu beyannameyi verdi, bir de Demirel'e verilmek üzere bir mektup verdi. O mektubun arkasında Demirel'le Ecevit'in Hamzakoya, Türkeş'le Erbakan'ın Uzunada'ya götürülecekleri yazılıydı. Bana "misafir edileceklerdir" diye söyledi. "Siz en yakınısınız Demirel'in, onun için sizi davet ettik. Demirel'in evine gideceğiz beraber" dediler.
GÜNİZ SOKAK SARILMIŞTI
Demirel'in evine gittik, beraberce. Demirel'in Güniz Sokak'taki evi de askerlerce sarılmış. Onlar koruma kulübesine girdiler, ben tek başıma eve girdim. Demirel üst katta, çay içiyorlardı. Kardeşi Şevket bey gelmiş. Milli Savunma Bakanı Ahmet İhsan Birincioğlu da orada. İçişleri Bakanı Orhan Eren'de biraz önce oradaymış kalkıp gitmiş. Demirel ona sormuş, 'efendim bizimkiler anarşistleri topluyor' demiş. Bana 'uçak Etimesgut'tan kalkacak, uğurlama görevi de en yakını olduğunuz için, size verildi' dediler. Hamzakoy'a götürüyorlar deyince, Demirel, "Demek bizi Namık Kemal'in menfasına Gelibolu'ya götürüyorlar, öyle mi?" dedi. Askerler evi çevirmiş deyince, 'Ne gereği var, benim ayrı bir ordum mu var? Benim Türk Silahlı Kuvvetlerim var' dedi.
Darbeciler Yargılansın
12 Eylül'de Barış Davası'ndan yargılanan CHP Grup Başkanvekili Kemal Anadol'la 12 Eylül'ü konuştuk.
 Neler yaşadınız 12 Eylül'de?
“Barış Derneği Davası'ndan yargılandım. 1 yıl cezaevinde kaldım. 12 Eylül darbesi Faşist bir darbedir. Türkiye ABD politikaları doğrultusunda yönlendirilmek için yapılmıştır. Bu darbe toplumu depolitize etmek için yapılmıştır. Bu projenin arkasında bulunan ABD, Türkiye'deki solu tasfiye ederek sağı güçlendirmiştir. ABD'nin Afganistan'dan Türkiye'ye kadar yeşil hilal projesi vardır. Bu proje için darbeciler ABD'den onay almıştır.
 12 Eylül darbesiyle hesaplaşma nasıl olmalıdır?
İlk önce 12 eylül sorumlularının yargıdan kaçıran Anayasanın geçici 15. maddesi değiştirilmelidir. Önce bunu yapmak gerekir. Bu bir başlangıçtır. Yargılayalım derken asalım anlamında söylemiyorum. Bu darbecilerle hesaplaşmaktır. 12 Eylül'e benzer darbeler bir çok ülkede yapıldı. Yunanistan'da, Arjantin'de İspanya'da ama bütün ülkeler darbecilerini yargıladılar. Darbecilerini yargılamayan tek ülke Türkiye'dir. Yargılamak bundan sonra darbe teşebbüsünde bulunanlar için de caydırıcılık özelliği taşıyacaktır.
49 idam
 1 milyon 683 bin kişi 'fiş'lendi.
 650 bin kişi gözaltına alındı.
 Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.
 7 bin kişi idam istemiyle yargılandı.
 517 kişiye idam cezası verildi.
 259 kişinin idam dosyası Yargıtayca onandı.
 49 kişi idam edildi.
 71 bin kişi 141, 142 ve 163'den yargılandı.
 98 bin 404 kişi 'örgüt üyesi' olmak suçundan yargılandı.
 388 bin kişiye pasaport verilmedi.
 14 bin kişi vatandaşlıktan çıkarıldı.
 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.
 300 kişi 'kuşkulu bir şekilde' öldü.
 171 kişinin 'işkenceden öldüğü belgelerle kanıtlandı.
 14 kişi cezaevindeki uygulamaları protesto etmek için yaptıkları 'açlık grevi' sonucu yaşamını yitirdi.
 1402 sayılı yasa nedeni ile 3 bin 854 öğretmenin ve 120 öğretim görevlisinin işine son verildi.
 23 bin 667 derneğin faaliyeti durduruldu .
 İstanbul'da gazeteler toplam 300 gün yayımlanmadı.
 31 gazeteci cezaevine konuldu.
 300 gazeteci saldırıya uğradı.
 3 gazeteci öldürüldü.
 49 ton gazete, dergi ve kitap, sakıncalı olduğu için imha edildi.
 
                                                            12 Eylül 2009


Üniversite'de Kürdçe bölüme onay!


11 Eylül 2009

YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Mardin Artuklu Üniversitesinde “Türkiye'de Yaşayan Diller” adı altında bir enstitü kurulmasının kararlaştırıldığını belirterek, enstitüde sadece Kürtçe değil, Farsça, Arapça, Süryanice gibi programların da açılabileceğini bildirdi. Özcan, “Bu sadece Kürtçe'yi değil, diğer dilleri de kucaklayan bir çözüm oldu” dedi. Özcan, YÖK Genel Kurulunun yaklaşık 8 saat süren toplantısının ardından gazetecilere açıklama yaptı. 

Haber ajanslarının bildirdiğine göre, “Mardin Artuklu Üniversitesinin Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü açılması talebi bulunduğunu anımsatan Özcan, konuyu Genel Kurul'da görüştüklerini ifade etti.

Özcan, toplantıda, Mardin Artuklu Üniversitesinde “Türkiye'de Yaşayan Diller Enstitüsü” adı altında bir enstitü kurulması kararı alındığını belirtilerek, “Üniversite, istediği taktirde bunun altını Kürtçe yüksek lisans ve doktora programıyla isterse Farsça, Arapça, Süryanice gibi programlarla doldurabilecek. Ben, biraz önce kendilerine de bunu duyurdum” dedi.

Enstitüdeki programların sadece Kürtçe'yi değil diğer dilleri de kapsayacağını vurgulayan Özcan, şunları söyledi:

“Bu, sadece Kürtçe'yi değil diğer dilleri de kucaklayan bir çözüm oldu. Zaten, geçen günkü toplantımızda rektörlerimizden birisinin fikriydi bu. Benim çok hoşuma gitmişti. Bugün Genel Kurulumuz da bu fikri çok iyi buldu. O çerçevede yeni bir model geliştirdik. Bundan sonra bu türden, yani farklı dilleri konuşan vatandaşlarımıza hizmet edecek bölümlerin açılmasını istediklerinde başka üniversitelere de aynı şeyi yapacağız. Ona da mesela Şark Dilleri Enstitüsü diyebiliriz, Doğu Dilleri Enstitüsü diyebiliriz, ama bu modelde gerçekleştirilecek, altına sadece Kürtçe değil, diğer diller de gelebilsin diye.”


Bir gazetecinin, “Lisans programı açmaktan neden geri adım attınız?” sorusu üzerine Özcan

başvuran başka bir üniversite olmadığını ifade etti.

Enstitünün na zaman faaliyete geçeceğinin sorulması üzerine Özcan, “Biz birkaç güne kadar kararımızı kendilerine bildiririz. Onlardan gelen yüksek lisans ve doktor taleplerini de hemen kabul ederiz” diye konuştu.

“Kuzey Irak'tan öğretim üyesinin gelmesi söz konusu mu?” sorusuna Özcan, “Zannediyorum Türkiye'den karşılayabilecekler” yanıtını verdi.

 Haber ajanslarının bildirdiğine göre, “Mardin Artuklu Üniversitesinin Kürt Dili ve Edebiyatı Bölümü açılması talebi bulunduğunu anımsatan Özcan, konuyu Genel Kurul'da görüştüklerini ifade etti.

Özcan, toplantıda, Mardin Artuklu Üniversitesinde “Türkiye'de Yaşayan Diller Enstitüsü” adı altında bir enstitü kurulması kararı alındığını belirtilerek, “Üniversite, istediği taktirde bunun altını Kürtçe yüksek lisans ve doktora programıyla isterse Farsça, Arapça, Süryanice gibi programlarla doldurabilecek. Ben, biraz önce kendilerine de bunu duyurdum” dedi.

  


Şırnak ve Mardin’den özel Kürtçe TV’ye destek


 Şırnak, 8 Eylül

Türkiye’de özel Kürtçe radyo ve TV’lerin kurulabileceği açıklamasına Şırnak ve Mardin’den destek geldi.



Sivil toplum örgütleri ve yerel radyo - tv kanal sahipleri, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), farklı dil ve lehçelerde (Kürtçe) 24 saat yayın yapılabilmesine imkan sağlayan yönetmeliği değiştirmekiçin çalışmalara başladığı haberini, “Kürt açılımı süreci kapsamında atılan olumlu bir adım olarak değerlendirdiklerini” ifade ettiler.

AKnews’in görüşlerine başvurduğu Şırnak Barosu Başkanı Nuşerivan Elçi, özel kanallarda 24 saat Kürtçe yayın yapılabilmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendirdi. Nuşerivan Elçi, “TRT 6 olumlu bir Osman Gelişadımdı ama yasal değildi. Özel sektörde de Kürtçe yayınyapılabilecek olmasını olumlu buluyorum. Bununla birlikte TRT 6’nın da yasal güvence altına alınması gerektiğini düşünüyorum” dedi.

Şırnak  Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Osman Geliş de, AKnews’e yaptığı açıklamada,Kürtçe başta olmak üzere farklı dil ve lehçelerde yayın yapılabilmesini olumlu bulduklarını ifade etti
Geliş, TRT 6 Kürtçe yayın yapabiliyorsa, bunun özel kanallara da verilmesi gerektiğini söyledi.

Şırnak Kültür Derneği Başkanı Mesut Balta ise, “Bu değişiklikten önce, kamuoyunda anadilde eğitimin önündeki engellerin kaldırılması beklentisi mevcuttur. Tabii değişikliklerin sağlıklı bir yörüngeye oturabilmesi için anayasal değişiklik beklentisinin varlığını sürdürdüğünü de ifade etmek gerekiyor” dedi.

Mardin’de yayın yayan Show Radyo Müdürü Fevzi Şimdi de, özel radyo ve televizyonlarda Kürtçe yayın yapılmasını, Kürt dilinin geliştirilmesi için olumlu bir adım olarak gördeklerini söyledi. Uzun zamandır Mardin’de radyoculuk yaptığını belirten Şimdi, “Burada değişik dillerde, mezheplerde ve kültürlerde insanlar var, onların hepsine hitap ediyoruz. Süryaniler, Araplar, Kürtler ve Türkler için bunu yaptım. Bence herkesin bunu yapması gerekir” şeklinde konuştu.
 
Türkiye Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın, geçtiğimiz günlerde gazetelerin Ankara temsilcilerine “TRT sabahtan akşama kadar Kürtçe yayın yapıyorsa, özel televizyona da bu hak tanınmalı” demesinin ardından yönetmelik değişikliği için çalışma başlatılmıştı. Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), “Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkındaki Yönetmelik”te değişiklik yapmaya hazırlanıyor. 

 AKnews 
 


 CİZRE'DE İKİ İNSAN İSKELETİ

03.09.2009
 
     Ölüm kuyuları kazılarının merkezi Cizre'de yol çalışması yapan ekipler, kazı sırasında iki insan iskeleti buldu. İskeletlerin bulunduğu mevki tanıdık...
    
     Şırnak’ın Cizre İlçesi Kuştepe Köyü yakınlarında yol çalışması yapan ekipler, kazı sırasında iki insan iskeleti buldu. Jandarma bölgeyİ güvenlik kontrolü altına alıp, başlattığı incelemeyi sürdürüyor.
    Cizre’nin Kuştepe Köyü yakınlarında yol çalışması yapan ekipler, bu sabah kazı sırasında 2 insana ait iskelet bulunca, durumu hemen savcılık ve jandarmaya bildirdi. Jandarma savcı gözetiminde bölgeye güvenlik çemberi oluşturup inceleme başlattı. İskeletlerin yan yana gömülü bulunduğu öğrenildi.
     Yaklaşık 5 ay önce yine Kuştepe Mevkii’nde yapılan kazı çalışmalarında 20 kemik bulunmuş ve DNA testi için İstanbul’a gönderilmişti.
 


Hakkari'deki eylemi HPG üstlendi



31 Ağustos 2009


Hakkari'nin Şemdinli ilçesinde Türk ordusu ile yaşanan çatışmanın, askerlerin gerilla mevzisine sızmaya çalıştığı sırada yaşandığı bildirildi. HPG çatışmada 8 askerin öldüğünü ve çok sayıda silaha el konulduğunu bildirdi.

HPG Basın İrtibat Merkezi (BİM), 30 Ağustos günü Şemdinli'ye bağlı Govendê alanındaki operasyon sırasında gerilla mevzilerine imha amaçlı sızmak isteyen askeri birliklerle zorunlu çatışma yaşandığını belirtti. HPG çatışmada 8 askerin öldüğü, aralarında BCK marka otomatik silahın da olduğu çok sayıda askeri mühimmata el konulduğunu kaydetti.

HPG'nin açıklaması şöyle: '28 Ağustos günü Hakkari'nin Şemdinli ilçesine bağlı Govendê alanına yönelik olarak TC ordusu tarafından başlatılan operasyon kapsamında, 30 Ağustos günü gündüz saat 10:00 sularında sınıra sıfır noktada bulunan gerilla mevzilerine imha amaçlı sızma gerçekleştirmek isteyen TC ordu birlikleri ile HPG güçleri arasında zorunlu bir çatışma yaşanmıştır.

Gerilla güçlerinin etkili direnişi sonucunda 1'i astsubay, 3'ü uzman çavuş olmak üzere 8 asker ölürken yaralı askerlerin sayısı tespit edilememiştir. Yaşanan şiddetli çatışmalar sonucunda Türk ordusu geri çekilirken ölen askerlere ait 2 adet HK-33 piyade silahı, 1 adet BKC marka tam otomatik silah, 1 adet el bombası, 2 adet küçük telsiz ve 1 adet gündüz dürbünü gerilla tarafından ele geçirilmiştir.' dedi.




27.08.2009



Kuzeninden Hülya Avşar’a itiraz: Türkmen değil Kürdüz

 

      Hülya Avşar’ın bir gazeteye verdiği röportajdaki, “Baba tarafım asırlar öne Kayseri Pınarbaşı’nden göçen bir Türkmen aşireti’’ açıklamasına itiraz eden Avşar’ın kuzeni ve (KADEP) Katılımcı Demokrasi Partisi’nin Genel Başkan Yardımcısı Yüksel Avşar, “Türkmen değiliz, Mezopotamya’nın yerleşik halkıyız. Muhalif olmamız da bundan kaynaklandı’’  dedi.




Yüksel Avşar, röportajda ‘Anne tarafımda Giritlilik var, yörüklük var. Baba tarafım asırlar önce Kayseri Pınarbaşı’ndan göçen bir Türkmen aşireti... Babasının ailesi göç ettikleri yerde Kürtlerle karışmış, sonunda da iyice Kürtleşmişler” açıklaması yapan kuzeninin sözlerini düzeltmek istediğini söyledi.
Taraf’ı arayan Yüksel Avşar, Hülya Avşar’ın babası Celal Avşar’ın öz dayısı olduğunu ve Mezopotamya’nın yerleşik halkı olduklarını anlatarak, “Erivan ve İran kökenli Kürdüz.
Ailemiz Diyarbakır’a, daha sonra ise Kars’ın eski adıyla Koçan, yeni adıyla Hasköy köyüne yerleşmişiz. Yaşam felsefemiz bizi muhalif yaptı. Kökümüz neyse onun üzerine yeşerdik. Türkmenlikle bir ilgimiz yoktur. Ancak bir insan kendini ne hissediyorsa öyledir. Hissetmek başka bir şeydir’’ dedi.

Yüksel Avşar, kuzeni Hülya Avşar’ın açıklamaları için ise, “Bazı konularda cesur, bazen ürkek, biraz çekingen... Kendini koruma adına, sınıfsal yapısından kaynaklanıyor. Ama ortada akan kan var. Bunu görmemek başka bir şey. Bu ülkede yaşıyor. Onu da gördü. Bu konuda hassas. Anne olduğu için daha da hassas. Kendi çevresinde Kürtler için gösterilen tepkileri dile getirmesi bile cesarettir. Kimse onu buraya oturtmadı, dişiyle tırnağıyla geldi’’ dedi.

Kendisinin Kürt sorununa bakış açısının farklı olduğunu dile getiren Yüksel Avşar, “Başbakan’ın açıklamaları cesur. Yüreğimize su serpti. Geçmişle yüzleşmek istiyorlar. Kardeşlik adına söylenen sözler beni hem ağlattı, hem güldürdü” diye konuştu.